Çağın Hastalığı: Sosyal Medya

Uğur Karaoğlan DER Kİ;

Günümüzde internet kullanımı inanılmaz bir hızla artmıştır. İnternetin olumlu yanları olduğu gibi olumsuz yanları da bulunmaktadır. İnternet akademik kulanım olarak öğrenme ve araştırma amaçlı bir kullanıma sahip iken zamanla, bireylerin hayatlarının önemli bir parçası haline gelmiştir. İnternet, insanların her türlü bilgiye çok daha kısa bir sürede ulaşmasını sağlayan vediğer insanlarla çok daha hızlı bir şekilde iletişim kurabilmesine yardımcı olan bir iletişimaracıdır. Günümüz dünyasında internetin çıkış amacı iletişimi arttırarak bilgi paylaşımını kolaylaştırmaktır. Bu nedenle, internetin günlük yaşamdaki öneminin artmasıyla birlikte, daha fazla kişi internete bağlanmakta ve kullanmaktadır. Birçok kişi için bağımlılık kavramı klasik anlamda, alkol, esrar, eroin, kokain, uyuşturucu gibi kimyasal içerikli madde kullanımı içerir. Fakat günümüzde saymış olduğumuz bu bağımlılık türlerini geride bırakan, onlardan daha etkili ve daha zararlı hale gelen bir bağımlılık türü vardır ki(dünyayı kendi tutsağı haline getirmiştir) bu bağımlılık türü sosyal medya(teknoloji) bağımlılığıdır. Bugün hemen hemen hiç kimse sosyal medyadan yoksun değildir. Herkesin en az bir olmak üzere bir sosyal medya ağı bulunmaktadır. Sosyal medya ağlarından birine belirli bir müddet girmediğimiz takdirde çevremizdeki kişiler tarafından bu durum şaşkınlıkla karşılanmaktadır. Günümüz dünyasına öyle bir yerleşmiş ki yaşamımızda sosyal medyasız bir an dahi bulunmamaktadır. Hatta öyle bir duruma gelmiş ki herhangi bir sosyal medya hesabı kullanmayan kişiler çevredeki diğer kişiler tarafından hor görülmektedir. İşte bu günümüz toplumunun yozlaştığının kanıtıdır. Bu durum toplumda ikilikleri ortaya çıkarmaktadır. Bu ikilikler ayrımcılığa neden olmakta ve böylelikle toplumda çözülmeler meydana gelmektedir. Günümüz toplumu sosyal medyanın kölesi haline gelen bir toplumdur. Bunu Pierre-Joseph Proudhon ünlü yapıtı Sefaletin Felsefesi adlı eserinde makineleri kaide alarak yapmış olduğu eleştiri oldukça dikkat çekicidir: “Yeryüzü bir süre sonra köleler kışlasından başka bir şey olamayacaktır.” Gerçekten de öyledir. Günümüz dünyasında herkes sosyal medyanın kölesi halindedir. Sosyal medya insanları kendisinin kölesi haline getirmiştir. Bu durum Platonun ortaya koymuş olduğu Mağaralar Dünyası gibidir. Platonun dediği gibi insanlar bir mağarada zincire vurulmuş, yüzünü duvara doğru dönmüş ve o duvara yansıyan gölgelerle sınırlı bir tutsak yaşantısı içindedir. Bu zincirlerden kurtulanlar gerçek bilgiye ulaşan kişilerdir yani filozoflardır. Ama öyle bir durum ki bu mağarada tutsak hayatı yaşayan insanlar, zincirlerinden kurtulan kişiye inanmamakta adeta kölelik hayatını özgürlüğe tercih etmektedir. İşte bu durum günümüzde bir şekil değişikliğine uğramıştır ama tutsaklık yine aynı tutsaklıktır. Platonun mağara alegorisi günümüzde sosyal medya alegorisine dönüşmüştür. İnsanlar, Platonun metaforuna benzer bir şekilde bir mağarada tutsak hayatı yaşadığı gibi günümüzde sosyal medyanın tutsağı haline gelmiştir. Bu zincirlerden kurtulmanın, bu tutsak yaşantısından kurtulmanın tek yolu insanların neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu kavrayıp mutlak bilgiye ulaşmasından geçer. Bu nedenle insanlar, sosyal medya yaşantısına sınırlılıklar getirmelidir. Ama işin ilginç yanı ise Platonun mağara örneğinde olduğu gibi insanlar sosyal medya tutsağı yaşantısından kurtulmaya yönelik gerekli çabayı göstermezler. Gerekli sınırlılıkları insanların kendileri değil tutsağı olduğu sosyal medya getirmektedir. İnsanlar kendi özgürlüğünü internete yani sosyal medyaya tercih etmiştir. Çoğu zaman sosyal medya, insanı sosyal hayata kazandırmaz aksine anti-sosyal kişilik haline getirir. Gününün tamamını sosyal medyada gezinerek geçiren bir kişi nasıl olurda sosyal hayata kazandırılabilir ki? Bu oldukça ters ve saçma bir durumdur. En büyük saçmalık ise sosyal hayatı sosyal medyaya indirgemektir. Örneğin; yiyeceği yemeği yemeden önce fotoğrafını çekip sosyal medyaya paylaşarak sosyal olunur mu? Yine aldığı kıyafeti giymeden önce fotoğrafını çekerek veya bulunduğu ortamın konumunu sosyal medyaya paylaşarak sosyal olunur mu? Bu tür olaylar günümüzde oldukça yaygın bir olgudur. İşte bu tür durumlar sosyal olmanın göstergesi değil aksine bağımlıktır. Sosyal medya kölelik saçan bir iletişim ağıdır. Köleliğin egemen olduğu bir hayatta özgürlükten bahsetmek saçma değil midir? Sonuç olarak özetleyecek olursak, günümüzün en büyük sorunu sosyal medyadır. Bu sosyal medya ağları adeta insanlara bir virüs gibi yapışan bir hastalıktır. Bunun tedavisi ise yine insanın kendisidir.