Yara

Betül Teslimoğlu DER Kİ;

“Sol elimin başparmağında küçük ama derin bir yara izi var. Hatırlıyorum ne sebepten bu yarayı açtığımı. O zamanlar Aydoğdu’da iki katlı müstakil bir evde oturuyorduk, Aynur teyze ve Mustafa amcanın kiracıları olarak. Mağaza alışverişi kültürü son on yıllar da çok daha kolay ve ulaşılabilir hale geldiğinden o günün koşullarına göre yapardık alışverişimizi, semt pazarlarından. Ailemle birlikte salı pazarından aldığım siyah bantlı sandaletlerimi kendi usullerime göre daha kullanışlı hale getirmeye çalışıyordum. Şimdilerde 37 numara giydiğim ayakkabılarım o günlerde kaç numaraydı hatırlamıyorum, kaç ayakkabı numarası büyüdüm o günden bugüne bilmiyorum. Tek bildiğim yeni ayakkabılarımla oynayacağım oyunların hayaliydi. Büyük yemek bıçağıyla muhtemel o ki sandaletimin dikiş artığı iplerini kesiyordum çünkü benim nezdim harici kimse için kusursuz değildi o. Gece uyurken yastığımın üzerine koyup üzerini örtmekten anaç bir haz duyduğum sandaletlerime güzel bakacak o da oynağım oyunlar da bana kaybettirmeyecekti. Bu aramızda küçük bir mübadele oyunuydu. O ara fazla muhayyel davranmış olmalıyım ki bir anlık dikkatsizlikle bıçak elimden kaydı ve yıllar sonra dudağımın kenarına ilişen tebessüme sebep bu yarayı açtı. O anki telaşım elimin kanamasından, canımın yanmasından çok sandaletime kan bulaştırmamaktan yanaydı. Elimi yıkadım kanı kendi çocuk yöntemlerimle durdurmaya çalıştım, durdurdum da. Parmağımın acısını ayakkabılarıma hiç zarar vermediğime emin olduktan sonra anlamaya başladım. Hakikatten derin kesmiştim ve ince ince sızlıyordu. Naz edecek kimsem yoktu kendim düşmüştüm, ağlamayacaktım ve her şey bir yana sandaletime değerdi. Ne de olsa aramızda ilelebet izhar etmeyeceğimiz bir sır vardı.”

Bugün yara izimi gördüğüm zaman o günleri hatırlıyor, girişin de elma ağacı olan evimize dair tüm çocukluğumu anımsıyorum. Bu sebepten çok mutsuz sayılmam. Bana çocukluğumun minik bir armağanı parmağım da ki kalıcı iz.

Bizler sokakta oynayan son çocuklardık. Artık çocuklar bu tarz güzel hatırlayabileceği somut, masum yaralar almıyorlar. Ne yazık ki onların aldıkları yaralar başta bireyin kendisini ve dahası toplumun tümünü etkiliyor. İnternetin uçsuz bucaksız handikabın da savunmasız kalıyor, kayboluyorlar. Yazık ki kimi anne baba bunu görmezden gelerek durumun vahametine göz yumuyor. Çok küçük yaşta akıllı cihazlara sahip olan çocuklar esasen küçük yaşta başlıyorlar haksızlığa uğramaya. Zaman içinde bu cihazlara bağımlı hale gelen çocuklar zihinsel gelişimleri konusunda kısıtlı kalabildiği gibi asosyalleşerek kendi ütopyalarını kuruyor ve dış dünyadan soyutlanıyorlar. Paylaşmak arzusu insan fıtratına doğuştan yerleşmiş bir duygu olmasına rağmen bizlerin sokaklar da paylaştığını bugünün çocukları sosyal mecralardan yapıyorlar. Bu ihtiyacı daha az gerçekçi platformlar da gideriyor ve tüm insani duyguları sürrealist şekilde yaşıyorlar. Çocuk ruhların da açılan bu yaraları göremeyecek kadar küçükler, bizse parmağı kanasa ortalığı birbirine katacağımız çocuklarımızın asıl yaralarına gözlerimizi yummuşuz.

İşe onları onarmakla başlamalı, merhem olup tek tek dokunmalıyız çocuk yüreklerine. Ruhsal boşluklarını doldurmak için gayret etmeli, görünmeyen yaralarına bir gün muhakkak yeşereceğine inandığımız tohumlar ekmeliyiz. Gelişen zaman ve değişen teknolojinin getirilerini de göz ardı etmeden onları sınırlandırmalı hassas ruhlarını internetin uçsuz bucaksız dünyasın da bir başına bırakmamalıyız. Elimizden geldiğince onlara çocukluk anıları oluşturacak zaman dilimleri oluşturmalıyız. Ancak bu şekilde gerçekten paylaşmayı, dinlemeyi, beklemeyi, kurala uymanın önemini, bir gruba ait ve var olmanın bilincini öğrenebilirler. Çünkü toplumun yapı taşı anne, baba ve çocuklardan oluşan ailedir. Bundan sebep duyarlı bireyler yetiştirmenin ilk adımı da aile de başlar. İşimizin zorluğuna karşın ektiğimiz tohumların sabırla sonuç vermesini beklemeli sevgi ve istikrarla sulamalıyız. Evlatlarımızın ilgi ve alakayı sanal dünya da aramasına neden olan tüm sebepleri ortadan kaldırmalıyız. Şunu unutmayalım ki onlar sevgiye karşı çok savunmasızlar. Emeklerimiz bir gün mutlaka çiçeklenecek, zayi olmayacaktır. Tüm çocukların görünen ve de görünmeyen yaralarından öpüyorum.