Bazen Olur Ki Dersin

Yunus Çelik DER Kİ;

Öyle bir acır öyle bir acır ki yüreğin benden talihsizi yoktur dersin bu dünyada. Sanki herşey üzerine geliyormuş gibi hissedersin, sevmek beklediğin nazarlardan artık bıkmış, usanmış hissedersin kendini…Tüm bu yaşananları sanki bir tek sana mahsusmuş gibi hissedersin. Bir kendine bir de etrafına bakarsın ama bir türlü bir şeylere anlam veremezsin. Yolunu toz etmiş bir bedevinin çöldeki çaresizliği ve kum ıssızlığında kucaklarsın olan biteni. Silindirin sadece senin üzerinde dönüp dolaştığını hissedersin, mana veremezsin olup biten hiç bir şeye. Dalgınlığına geldi bir an belki de olup biteni anlamak. Kendini ve elindekileri vazgeçilmez görürdün bir zamanlar. Lezzet ve safahetle geçen bir ömür şöyle bir sinema perdesi gibi gözünün önünden gelip geçti. Sana verilen nimetleri eğlence, sefahet ve şişirilmiş kocaman egonu tatmin etmekten başka bişey için kullanmamışsın. Şimdi ise bir züleyla yalnızlığıyla yudumlarsın bir zamanlar nimet iken elim bir nikmete dönen her şeyi…Şu fırtınalı ve sürekli değişen dünya hengamesinde acı ve ızdırap içinde yüreğinin en uç noktasına değinerek bir çare dersin…Bir zamanlar etrafında pervane gibi dönen sevdiklerin, seni gördüklerinde mutlu olan insanlar artık yüzüne bakmaz seni tanımaz oldular ve yokluklarıyla yüzüne bir şamar gibi vuruyorlar…Bu kadar mıydı…Koskocaman hayat bu muydu…Beni bu elem dolu yalnızlıktan kim kurtarır dersin… bir kapı ararsın… Çıkış kapısı… Kurtuluş kapısı… Ama nerede arayacağını bilmiyormuş gibi olursun… Çünkü gözlerin, aklın hep dışarda hep bişeylerdeydi…Maddiyatla kaplanmış akıl, ruh, kalp ve beden maneviyata kör olmuş…Eğer dersen ki kendin kendine… ‘‘Eğer yıldız böceği aptallığıyla kendimdeki minicik ışığı her şeymiş sarhoşluğuna tutulmasaydım bunlar olacak mıydı’’? Herşeyin sahibi olan ve hiç bir şeye muhtaç olmayan ‘‘O’’nun ve hiç birşeyi olmayan aciz fakir, aldırmasız ve gaflet halinde olan benim acaba bunlar olmasaydı düşer miydim bu hallere dersin. Kendimdeki o şiddetli arzu ve sevgiyi boş şeylere harcayarak değilde O nun bana vermiş olduğu nimetlerin şükrünü eda etseydim. Kendini büyük değil de aciz ve fakir görmeseydim. Herşeyi maddiyatta aramasaydım, maneviyata kör kalmasaydım. Kainatı sarmayalan, kainatın mayası, rabıtası hayatı ve ışığı olan sevgiyi kararsız, vefasız yarattıkların ellerine değilde O’na vermeye çalışsaydım, hayatım daha anlamlı ve vefalı olurdu.