Coğrafya Kader(mi)dir.?

En son güncellendiği tarih: Mar 26

Fatma Ecrin Çelik DER Kİ;

İbn Haldun ünlü eseri Mukaddime’nin dördüncü bölümünde hava ve iklim şartlarının insan ahlakı, huyu, mizacı, ruh yapısı ve buna bağlı olarak da hal ve hareketleri üzerindeki etkilerini açıklamıştır. İbn Haldun'a göre insan yaşadığı çevre ve şartlara göre şekil alır. Fiziki çevreye göre insanların bazı kabiliyetleri gelişir ya da zayıflar. Örneğin, kırsal alanlarda yaşayanların zekaları daha keskin, vücut tenleri daha canlı ve dinçtir. İbn Haldun havanın ve iklimin insan ahlakı üzerindeki tesirini anlatırken Sudan(ve siyahi ırk) halkını örnek verir. Sudan halkını tanımlarken sıcak iklimin onları gevşettiğini ve zevklerine çok düşkün olduklarını dile getirir. Sudan›la aynı nem oranına sahip deniz sahillerinde yaşayan halkların da, az çok Sudanlılara benzediğini

belirtir. Bu bağlam deniz sahillerinde yaşayan insanların hararetten aldıkları hafiflik, ferahlık, soğuk dağlarda ve yaylalarda yaşayan insanlardan daha fazladır. Ülkemizden örnek verecek olursak Karadenizlilerin hızlı yürüyüp hızlı konuşması, horon gibi hızlı oyunlarının oynanması ve adımlarını yüksek atmaları coğrafyanın engebesinden kaynaklanır. Tüm bunların nedeni varmak istedikleri yere ulaşma zamanını kısaltma amacıyla yapılan davranışların nesiller aracılığıyla aktarılması olduğu söylenmektedir. “Arz küre şeklindedir, her tarafı su unsuru ile kuşatılmıştır, su üzerinde yüzen bir üzüm tanesi gibidir.’’ diyerek arzın mamur olan kısmının yedi iklime ayıran İbn Haldun bu iklimlerden en uzunun birinci iklim en kısasının ise yedinci iklim olduğunu ve umran bakımından en mutedil iklim olanın dördüncü iklim olduğuna değinir.


Güney ve kuzeye peygamberler gönderildiği haberine vakıf olmadığını dile getiren İbn Haldun, peygamberlerin genellikle dördüncü iklim bölgesine gönderildiğinden bahseder. İbn Haldun’a göre arzın kuzeydeki dörtte biri güneydeki dörtte birine nazaran daha fazla umran bulundurur hatta umranın tümü kuzey cihetindedir. Umran ise İbn Haldun’un sosyolojisinin temeline verdiği isimdir. Mukaddime’sinde burçlara da yer veren İbn Haldun ufkun üst tarafında kalan yani kuzeydeki burçlara koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan, başak derken; ufkun altında kalan ve güneyde bulunan burçları ise terazi, akrep, yay, oğlak, kova, balık olarak nitelendiriyor. Sonuç olarak, İbn Haldun’a göre insanoğlu fıtraten tabiat şartlarıyla alakadardır. İnsan yediği ve yaşadığı çevreye göre şekil alır. Bu nedenle insanın farklı iklimlerde ve bölgelerde yaşaması farklı mizaç ve ruhi değerlere sahip olmasına sebep olur. İbn Haldun’dan yıllar sonra İranlı filozof-sosyolog Ali Şeriati, insanın 4 zindanı adlı kitabında coğrafyadan bahseder. Şeriati için insanın birinci zindanı coğrafyadır ve hemen hemen İbn Haldun gibi o da coğrafyanın kaçınılmaz biz kader olduğundan bahseder. Öte yandan başka bir perspektiften bakan Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının yazarı Grigoriy Petrov eserinde, coğrafyanın kader olmaktan çıktığını ve bunun aşılabilir olduğunu söz konusu etmiştir. Coğrafyanın insan üzerine olan bir başka etkisini gelişim olarak nitelendirebiliriz. Şöyle ki sıcak iklime sahip yerlerde kız çocukları daha erken yaşlarda regl olup ergenlik dönemine girerken soğuk iklimlerde bu tam tersi bir sonuç göstermektedir. Ayrıca bu durum özellikle kız çocuklarının boy uzamasında oldukça etkili

olmaktadır. İbn Haldun tabiriyle coğrafyanın insanlar için kader teşkil etmesi yine insanları bir takım yargılara da yönlendiriyor. Misal, soğuk iklimlerde yaşayan insanlar da mecazen soğuk olur gibi bir algı oluşturuyor. Ruslar çok soğuk insanlardır, Almanlar çok kabadır gibi sterotip yargıların temelinde coğrafyanın olduğu aşikardır.


Coğrafya aynı zamanda devletler açısından da son derece önem taşır. Devletleri iklimlerin yanında ekonomilerini, geçim kaynaklarını, ordularını, turizmlerini, mimarilerini de büyük ölçüde etkilemektedir. Yaşanılan coğrafya, Türkiye gibi doğu-batı arasında köprü olmak gibi önemli bir noktada ise bizim devletimiz elbette ki ‘’İzlanda’nın ordusu yok Türkiye’nin de olmayabilir, savaşlara hayır!’’ gibi anlamsız saçmalıklarla bu noktada karşılaştırılamaz. Bu karşılaştırmanın coğrafya ve tarihi yok sayarak yapıldığı ortadadır. Şöyle ki Türkiye Cumhuriyeti doğu-batı arasında köprü olmak dışında 600 yıl kadar dünyaya hükmetmiş bir medeniyetin devamıdır ve çevresinde İzlanda gibi yunus balıkları yerine maalesef terör örgütleri cirit atmaktadır. Terör 40 senedir devam etse de öncesinde sağ-sol kavgaları, alevi-sünni tartışmaları gibi iç karışıklıkların ortaya çıktığı ve insanların birbirlerine düşürülmeye çalışıldığı herkes tarafından bilinmektedir. Türkiye coğrafi konumu(büyük orandan sıcak deniz olan Akdeniz,

tarım ve petrol) itibariyle yıllarca dış güçler tarafından hedef alınmıştır ve Türkiye bunun bedelini hala daha ödemektedir. Sonuç itibariyle coğrafya, insanların ahlakına, mizaçlarına, gelişimlerine etki etmenin yanında devletlerin de kaderlerini alınlarına yazmaktadır.