Edebiyatçı Gözüyle Ziya Gökalp

Bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi olarak okuyup araştırabildiğim kadarıyla üstad Ziya Gökalp’in Türkçülük için ne kadar önemli bir isim olduğunu anlatmaya çalışacağım. Kalemimin onu hakkıyla anlatacak kadar güçlü olmadığını biliyorum. Fakat yine de Türkçe üzerine Ziya Gökalp vesilesiyle beyinlerde isminin anlamı gibi bazı ışıkları yakabileceğimi ümit ediyorum.


Önce kısaca Ziya Gökalp kimdir sorusuna yanıt arayalım. Asıl adı Mehmet Ziya Gökalp’tir. 1875’te Diyarbakır’da doğup 1924’te İstanbul’da vefat etmiştir. Yazar, şair ve bir siya- setçi olarak hayat sürdü. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. 1895’te İstanbul’a gitti. Burada öğretimi esnasında İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile ilişki kurdu. Jön Türklerden etkilendi. Muhtelif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl ceza evinde kaldı. Dilde sadeleşme taraftarı olan yazar Türkçe'nin yabancı kelimelerden arınmış bir dil olması yönünde gayret gösterir. Şiirlerinde de bu çabası göze çarpar. Türkçülük hareketini yaymak için folklorun bağımsız bir disiplin olarak ele alındığı “Halka Doğru” adında bir dergi çıkarır. Folklordan bahseden ilk makale Ziya Gökalp tarafından bu dergide kaleme alınmıştır. Ayrıca folklor kelimesini kullanan ilk Türk aydını yine kendisidir.

İlk Türk sosyoloğu olarak da kabul edilen Ziya Gökalp, Emile Durkheim’in düşüncelerinden etkilen- miş, milliyetçiliği bilimsel görüşlerle sistemleştirmeye çalışmıştır. Bütün ömrünü bu düşüncenin yerleşmesi idealine adamıştır. Hayal ettiği dünyanın oluşabilmesi için Kızıl Elma, Alageyik, Altın Destan, Altın Yurt, Lisan, Çanakkale, Yeni Hayat, Vatan, Çobanla Bülbül gibi ünlü şiirlerinde değişik tonlarda Turancılık, Türkçülük, Milliyetçilik fikirlerini aşılamaya çalışmıştır.

Şiiri bir araç olarak gördüğünden şiirleri sanatsal bakımdan güçlü değildir. Bu yüzden şiirde bulunması gereken estetik değerleri ikinci plana itmiştir. Fakat şiirlerine aksettirdiği düşünceleriyle hem Milli Edebiyat’a hem de kendisinden sonraki milliyetçi yazar ve sanatçılara yön vermiş- tir. Bütün bunların yanı sıra günlük konuşma dili ile yazı dilini başarıyla birleştirmeyi başarmıştır.

Görüldüğü üzere şair hayatını idealine adamıştır. Düşüncesinin temelinde Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel ögesi Türkçülük, ahlaki ögesi de İslamcılıktı.