Göç Ve Kimlik

En son güncellendiği tarih: Nis 7


Esra AKBAŞ DER Kİ;


Sözlükte; toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirtiler, nitelikler ve özelliklerle, bir kimsenin belirli bir kimse olmasını sağlayan koşulların, onun kişiliğine ilişkin özelliklerin tümü, bir insanın kim olduğu şeklinde tanımlanmaktadır. Bu çerçevede meydana gelen kimlik, kültür ile etkileşim içinde olup sosyal değişmenin yansımalarını taşımaktadır. Göç ise insanlık tarihinde en önemli sosyal değişimlerden biridir. İnsanlar çeşitli sebeplerden dolayı yaşadıkları yerlerden göç etmek durumunda kalmışlardır. Bu göç süreçleri boyunca, gittikleri yerlere kendi dillerini, kültürlerini, yaşam tarzlarını da beraberinde götürmüşlerdir. Göçmen olarak bireyler taşıyıcı rolünü üstlenmişlerdir ve bu etkileşimler sonucunda toplumlar üzerinde önemli değişmelere sebep olmuşlardır. Tarih boyunca göçmenler toplumlar yaratmışlar ve değiştirmişlerdir. Günümüz toplumlarına baktığımızda ise; yeni kitle iletişim araçlarını sağlamış olduğu kolaylıklar sayesinde insanlar diğer bireyler ile geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar kolay bir biçimde iletişim kurabilmektedirler. Bu yeni gelişmeler doğrultusunda bireylerin aidiyet ve kimlik olgusuna verdikleri anlamda değişmeler olmuştur. Bireyler günümüz toplumlarında, daha önce hiç ortaya çıkmamış ve var olan tüm kimliklerinden farklı bir kimlik inşa edebilmektedirler. Bu yeni tür kimlikler, sosyolojik açıdan hibrit kimlik olarak incelenmektedir.

Göç, kimlik ve aidiyet açısından bireylerin hayatları boyunca girdiği sosyal süreç hibrit kimliğin oluşma sürecidir. Hibrit kimliğin oluşmasında bir çok etken rol oynayabilir. Bunlardan en önemlisi ve etkilisi göçtür. Tarih boyunca insanlar çeşitli sebeplerden dolayı göç etmek durumunda kalmıştır. Bu göç sürecinde bireyler gittikleri yerlerde çok kültürlü toplum yapılarının oluşumunda en etkili sebeplerden biri olmuştur. Göç ve aidiyet ilişkisi sonucunda bireyler göç ettikleri yerlerde farklı aidiyet duygusu geliştirmişler ve buna bağlı olarak da hibrit kimlik inşa etmişlerdir.

Son yıllarda meydana gelen iletişim ve ulaşım alanında ki gelişmeler doğrudan veya dolaylı olarak göçün hızı ve seviyesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştur. Bunun bir sonucu olarak da göçmen nüfusu sürekli olarak yıldan yıla artış göstermektedir. Birleşmiş Milletlerin verilerine göre, 244 milyon insan kendi ülkesinin dışında yaşamlarını sürdürmektedir. Bu rakam 2016 yılında özellikle Suriye de yaşanan olaylardan dolayı artmıştır. Göçlere ve küreselleşmeye bağlı olarak da bireylerin kimlik ve aidiyet duyguları üzerinde değişim ve dönüşüm meydana gelmiştir. Kimlik açısından; klasik olarak iki çeşit kimlik algısı üzerinde yoğunlaşabilir. Bunlar; dini ve etnik kimliktir. Etnik kimlik, bireylerin etnik grup/gruplar ile olan ilişkisi üzerinden inançlar ve normlara dayanır. Diğer taraftan dini kimlik, bir inanç sistemi üzerinden bireylerin kendini tanımasıdır. Bireyler kendini bir dini inanca bağlı hisseder ve bu dini inançlar üzerinden kimliklerini tanımlar. Günümüz toplumlarında ise kimlik ve kimlikler dinamik bir eğilim göstermektedir. Sadece dini veya etnik farklılıklar üzerinden değil aynı zamanda birey olarak insanın kendini diğer bireylerden, bunun içine bireyin kendi ailesi bile dahil olabilir, farklı olarak gördüğü her şey üzerinden yeni bir kimlik inşa edilebilir. İşte tam bu noktada hibrit kimlik bu dinamik sürecin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yeni bir kimliğin inşasına toplumsal gözlemler çerçevesinde örnek verecek olursak

Arap baharının etkisiyle Suriye de meydana gelen iç savaştan, ve bu savaş sonucu ortaya çıkan zorlu göç serüveninin yakın şahitleri olarak yaşanan süreçten söz edebiliriz. Kendi toplumlarının kültürleri ile yetişmiş olan bu insanların zorunlu göç ile sığındıkları daha sonra vatandaşlık talep ettikleri ülkelerin kültürlerini zaman içinde benimsemeleri yeni bir kimliğin inşasına net bir örnektir. Bireyler kültür farklılıklarının yarattığı etki sonucu ilk önce bir kimlik çatışması ve bunalım içerisine girerler. Bu bunalımı, içerisinde yaşadıkları toplumu kendi kimliklerine göre özümseyip kültürlerince yorumladıklarında daha kolay atlatabildikleri görülmektedir. Tam tersi durumda ise bireyin özümseyemediği bu farklı kültür onda ruhsal çöküntüler ve psikolojik bunalımlar yaratabilir. Hatta bireyi intihara kadar sürükleyebilir. Göç eden birey ya da bireyler içerisinde bulundukları kimlik çatışmasının yarattığı bu bunalımı yeni bir kimliğe bürüyerek atlatabilirler. Bu değişim ve başkalaşım ise asimilasyon süreci olarak değil hibrit kimliğin oluşum süreci olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak günümüz küreselleşen dünyasında göç olağan bir kavram haline gelmekle birlikte kimlik üzerinde ki etkileri de aşikar bir şekilde bilinmektedir.


KAYNAKÇA

İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ ARAŞTIRMA DERGİSİ CİLT 5, SAYI 8

JOURNAL OF THE HUMAN AND SOCİAL SCİENCES RESEARCHES VOLUME 5, ISSUE 8