İbn Haldun’da Asabiyet Kavramı

Mustafa Gani Kol DER Kİ;

Aseb, asb, usb; vücuttaki sinilere, bir kavmin eşrafına ve hayırlı kişilerine denir. İsabe, isab, usbe; sargı, insan olsun hayvan olsun on ile kırk kişi topluluk demektir (Haldun, 2015, s. 94). Kelimenin kökeni bireyin ataerkil yani babasından olan akrabalarına dayanır, başka bir deyişle soydaşları ve kişinin kan bağı olan insanları nitelendirmek için kullanılmış bir kavramdır. Cahiliye devrinde insanları başka bir kabilelere ve yahut dışarıdan gelebilecek zararlara karşı korunabilmesi için kendi kabilelerine mensup kişilerin oluşturduğu, kişiye destek vermekle birlikte güvenliğini sağladığı için kabilecilik hissi asabiyeti oluşturmuştur. İbn Haldun asabiyeti büyük devletlerin temeli olarak görmesi ve devletlerin bağlarının açıklanması için asabiyeti kullanması, bu kavramın ne kadar önemli olduğunun göstergesidir. İbn Haldun asabiyeti ilk olarak Mukaddime’de Bedevi Ümran’da ortaya çıkan bir olay ve böyle bir toplumsal örgütlenme seviyesinde yaşayan bir gurubun dıştan gelecek tehlikelere karşı kendilerini korumasının ilkesi olarak ele almaktadır (Arslan, 2009, s. 95). Bu telakki Arap şiirinde şöyle ifade edilmiştir. ’’ister zalim olsun ister mazlum, kandaşın ve soydaşın olan kişinin yardımına ve savunmasına koş’’ (Haldun, 2015, s. 94). İbn Haldun’a göre İslamiyet asabiyet kavramından zarardan çok yarar görmüştür. İslam dininde zorda olan kardeşinin yardımına iki eli kanda olsa koşulması gerektiğini söyler. Asabiyet kolektif şuur ile insanların toplu hareket etmelerine bu sayede savaşlar istila gibi kültürel bağlar sayesinde birlik olabilmekte denilebilir. Eski dönemlerde toplumları ayakta tutan zaferler kazandıran asabiyetin günümüzde milliyetçilik, cemaatçilik ve milli fikir olduğu söylenebilir. İbn Haldun zamanında kabile tarzı bir hayat süren topluluklar akraba ölçekli bir bilinç oluşturmuşken zaman ilerledikçe kabileler büyüyerek aşiretlere daha sonra beylik ve ülkelere dönüşmüştür. Asabiyet, toplumun bir hareketi olduğu varsayılırsa bu demek oluyor ki o toplumun milli bilinci oluşmuş, değerler üzerine bütünleşme sağlanmıştır. Ibni Haldun değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu belirmiş ve asabiyet kavramının da yıllar içinde değiştiğini belirtmiştir. Araplar, İslam’a geçmeden önce kabileden biri cinayet işlediği zaman bunu kabile üslenir, bir yer işgal edilse ganimet paylaşılır ve en çok malı kabile lideri alırdı. Kabileden birisi suç işlese kabile bunu kovar oda başka kabilelere sığınır kabul edilirse o kabileye mensup olurdu. O dönemdeki asabiyet halk asabiyeti değil kabile asabiyeti olduğu için kişi kendisini mensup hissettiği kabileye bağlı sayardı. Daha sonra asabiyet kavramı şu şekilde mana taşımaktaydı; İbni Haldun, asabiyet mefhumunda derin manalar sezmiş, bu manaları keşfetmiş, daha önce farkına varılmayan asabiyetin gücünü, tesirini ve önemini ortaya koymuş, bu suretle asabiyetin yeni ve değişik bir hüviyeti ortaya çıkmıştır (Haldun, 2015, s. 97). Bu asabiyet yani yeni anlaşılan manası öncesinden çok farklıydı. İbn Haldun yaşadığı dönemde asabiyet kavramını kuzey Afrika kabileleri ve elindeki metinlerden gözlemlemiş ve değişimin sürekli olduğunun farkındadır. Asya, Avrupa ve Amerika’daki toplumların kabile şeklinin farklı olduğunu bilerek son asabiyet kavramını hepsine temsil edecek şekilde tasarlamıştır. Emevi devletinde şehirler ne kadar büyüdükçe asabiyettin kaybolduğunu küçüldükçe de asabiyet kavramının daha çok gözlemlenebildiğini ifade etmiştir. Milli asabiyet şuuru kabile ve aşiret hatta bölge asabiyetlerini kendi içine alabilecek kadar kuvvetlidir. Kabile ve aşiret asabiyeti milli fikir yani milli asabiyet doğduktan sonra onun bir alt kolu olarak işlevini sürdürmüştür diyebiliriz ama milli asabiyet kapsamı hepsinin önüne geçmiştir. Bunun nedeni kapsadığı insan sayısının artması yani kabile şeklindeki bir topluluğun artık beylik ve devlet şekline dönüşmesindendir. İbn Haldun devlet insan bendeni gibi doğar beslenir ve büyüyüp en sonunda ölür demesinden de anlaşıldığı gibi toplumsal bağlarda insanların sayısının artması ile evrimleşme göstermektedir. Bu evrimleşme güçlenmenin ve dışarıya karşı sergilenen tavrın farklılaşmanın nedenlerinin açıklanması asabiyet ile sağlanmıştır. İbn Haldun asabiyeti kendi içinde nesep ve sebep asabiyeti olarak ikiye ayırmıştır.

Nesep Asabiyeti

Nesep asabiyeti aynı kan bağına mensup insanların bir arada olması yani küçük kabilelerin bedevi toplumların cemaatçi anlayışın hakım olduğu topraklarda devam edeceğini söylemiştir. Günümüzde yani modern toplumlarda gözlemlenemeyebilir. Nesep asabiyetini kullanan İbn Haldun bu asabiyet ile yaşayan toplumların özelliklerini de anlatmıştır. Bu özellikler aynı zamanda cemaatçi yapıya ve mekanik dayanışmacı, yani 1. tip toplumların özellikleri ile ortaklık gösterir. Özellikleri şu şekilde belirtilebilir: Homojen, insanların birbirlerine benzediği farklı grupların olmadığı sınıf farklılıkları ile toplulukların ayrılmadığı bir yapısı vardır. Yardımlaşmalar samimi bir şekilde insanların iş bölümleri ile gerçekleşir. İnsanların yaptıkları işler yetenek ve becerilerine göre ayırt ediliyordu, kan bağı soy bağı, din bağı ile birbirlerine bağlılıkları vardı, yazılı hukuk aranmaz sözlü hukuk cetvelinde karar verirler din kültür töre gelenek bu kararlarda önemli etkiye sahipti. Nesep asabiyetinin bu özellikleri bedevi toplumlarında gözlemlenirdi. İnsanların yüz yüze samimi olduğu bu toplum birey olarak fazla olmasa da güç bakımın hazarilere göre daha kuvvetli ve destekliydi beden kuvveti ile yaşam sürdüklerinden savaşmayı daha iyi bilirlerdi İbn Haldun’un asabiyet kavramını kendi toplum tiplerine göre ayırdığını belirtmiştik, nesep asabiyetinin her toplumda yani ilk kabilelerinde gözlemlendiğini söyleyebiliriz.

Sebep Asabiyeti

Sebep asabiyeti ise kan bağı bulunmayan ama bir çıkar gayesi taşıyan kültürel değerleri olan ‘hazari’ gibi gelişmiş cemiyet hayatı olan insanların oluşturduğu milli şuurun hakım olduğu asabiyettir. Sebep asabiyetinde nesebe göre farklılıklar bariz belli olur, camaatçiliğin yerine cemiyetçi ya da Durkheim’ın ifadesiyle mekanik dayanışmacılığın yerine organik bir dayanışma sergilenen 1. tip özellikler kaybolmuş 2. tip toplum olduğu söylenebibilir. İbn Haldun bu asabiyetin özelliklerini de şu şekilde gözlemlendiğini açıklamıştır: Homojen yerine heterojen bir toplum yapısına sahip olan hazari toplumu birbirinden ayrışabiliyordu, beden gücü artık şehirleşme ile birlikte ticaret tüccarlık ile birlikte sınıfsal farklılıklar ortaya çıktı. İnsanlar iş bölümlerini beceri ve yetenek yerini uzmanlık ve eğitim almış insanlar yer almış, daha ekonomik bir şekilde birbirlerine yaklaşmış, yüz yüze samimiyet artık kaybolmuş hukuk önem kazanmış ve yazılı hukuk oluşturulmuştur. Kan bağı, soy bağı bu büyük toplumları bir arada tutmaya yetmediğinden vatandaşlık bağları milli fikirler ortaya çıkmıştır. Yardımlaşma ortadan bir nebze kalkmış ve artık insanlar daha ekonomik tutum sergilemişlerdir. Bu şekilde kabileden başlayan asabiyet kavramı ikinci evresine geçmiş, devlet kurmak için zemin oluşmuş artık bir devlet halinde toplum çıkarlar doğrultusunda bir araya gelmiştir.

Din ve kültür yerine akıl bilimde önem kazanmış, asabiyet kavramı toplumlar büyüdükçe kendisi de büyümüş ve zayıflamış bağlar ile gücünü de kaybetmeye başlamıştır. Sebep asabiyetinin oluşturduğu toplumlar günümüzde de gözlemlenebilir. Buna ABD’yi örnek gösterebiliriz Asabiyet cemaat hissi, grup hissi, kabile ve aşiretler ya da milli fikir gibi dini birliktelik ya da topluluklarda da günümüzde gözlemlenebilmektedir. Asabiyet kavramı insanları bir değer altında din, kan veya iktisat olsun bir şekilde bir vücut haline getirilmesiyle açıklanan bir kavram olarak gösterilebilir. Bizlerde gerek devlet gerek din gerekse başka türlü bir başlık altında tek olarak kendimizi güçsüz hissettiğimizde yanımızda daha çok insan istemez miyiz? Kuvvetli olmak aynı zamanda büyük

ve birlikte hareket eden insan topluluğu olmak da olabilir. Asabiyet ile başlayan ilk adımlar insanların yüzyıllardır hayatta kalabilmek için birbirlerine kenetlenmesi düşmana göğüs germesi olarak belirtilmiştir. Din konusunu ele alırsak günümüzde cemaat adı altında toplanan insanların kendilerine kültür ya da kan bağı ile bağlanmış olan diğer insanlardan ayrışmaya yol açanda bağlandıkları yani onları bağlayan asabiyet kavramı denilebilir. Terör grupları da bu şekilde yalan ve uydurma şeyler ile kandırarak, asabiyet kavramını kendilerine göre değiştirip kullanmalarından başka ne olabilir. İşte asabiyet kavramı yerine göre birlik ve beraberlik ile güçlenip devletlerde kura bildiği gibi devlet içinde terör grupları toplumsal sınıfsal ayrımlara ayrışmalara neden olabilir. Vücudun içinde kanser hücreleri de denilebilir. Şia, Haricilik ve Mutezile gibi Mezheplerde, Nakşilik, Mevlevilik, Alevilik, Ahilik ve Fütüvvet ehli gibi tasavvufi tarikatlarda görülen birlik, dayanışma ve fedakârlık ruhu da asabiyet kaynağı ile izah edile bilir (Haldun, 2015, s. 99). Bedevi hayatı içinde olan bir grup diğer bir hayat yaşayanlara göre çok daha tehlikeli bir durum içindedir. Hazari gibi gelişmiş toplumlar kendilerini kale duvarları ile veya askerleri ile dıştan gelen tehlikelere karşı koruyabiliyorken, bedeviler için durum böyle değildi. Bedeviler koruyucu zümre ile değil örgütlenerek kendilerini koruyabilmektedirler. İnsanı temelde birbirine yakınlık bulunduran bu yakınlık ile bağları güçlendiren ahlakı yasalar ile birbirlerine kenetlenmeyi sağlayan şey asabiyet kavramıdır der İbn Haldun. Bu yakınlaşmanın temeline kan bağı koymaktadır. Gerçekte, asabiyet kavramına bakarsak Arapça asaba, baba soyundan birbirlerine kan bağı ile bağlı olan grup, topluluğu ifade etmesi için kullanıldığını görüyoruz. İbn Haldun için, bir insan grubunun başka bir insan grubu üzerinde egemenliğini kurması ve giderek devletini oluşturması olayını açıklayan ana temel faktördür asabiyet der (Arslan, 2009, s. 100). İnsan için toplumun gerekliliği gibi toplumun da egemen olması gereklidir. Asabiyet kavramı milli şuur veya milli fikir gibi değerlerin ortaya çıkması ve bir bütün halde hareket etmemizi sağlıyor. Devlet için asabiyet zorunludur asabiyet olmaz ise bir millette, o millet devamlılığını sağlayamaz ve tarih sahnesinden silinip gider. Asabiyet kavramı küçük ya da büyük topluluklar olsun kendi içinde dinamik bir şekilde ayakta tutan zorluklara karşı bir bütün yapan, gelişmek için zemin oluşturan ve bu kuvvetin çözülmeye başladığı anda da yıkılan toplulukları anlatan bir kavramdır. Nesep asabiyeti gibi kabilelerin sebep asabiyeti gibi topluluklardan güç bakımında eksik ama bütünlük bakımından kuvvetli olduğuna daha önce değinmiştik. Zaman içinde toplumlar kabileden, ulus devletine dönüşecek tabi her kabileyi kast etmiyorum, ulus devletleri bir arada tutan değerler en başından kültür ve gelenek ile kabile zamanında atılmıştır. Türklerin bir yerde fazla duramamaları, bir şey üretememelerinin nedeni beylik zamanlarındaki konargöçer alışkanlıklarından dolayı olduğu söylenebilir. İbn Haldun 14. yy’da önce Kuzey Afrika’da Tunus, Cezayir gibi toplumları incelemiş bunların bedevi yanı kabile toplumları olduğu bilinmektedir ve Avrupa’ya geçerek sebep asabiyeti yani hazarılık ile gelişmiş toplum bağlarını incelemenin fırsatını da bulmuştur. İbn Haldun 13. yy’da toplumları sınıfsallaştırarak aralarındaki asabiyet bağı ile açıklamış ve devletlerin alt yapısının nasıl oluşturduğunu anlatmıştır. Asabiyet kavramı bir devlet nasıl kurulur ve nasıl yıkılmaya gittiğinin açıklamasıdır. Kuvvetli bağlar

devlet kurmak için zemin olurken, bu bağların zayıflaması devletin sonunun geldiğinin açık belirtisidir.

KAYNAKÇA

Arslan, A. (2002). Ibni Haldun. Ankara: Vadi Yayınları.

Arslan, A. (2009). ibni haldun (Cilt 1). (Ed., R. Abbas & Çev., A. Arslan) İstanbul: İletişim Yayınları.

Haldun, İ. (2015). Mukaddime 1 (Cilt 1). (Ed. S. Uludağ,) İstanbul: Dergah Yayınları.

Hassan, T. D.-Ü. (2008). İbn Haldun›da Uygarlıkların Yükselişi ve Çöküşü. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Kızılçelik, S. (2014). İbni Haldun, Machiavelli, Montesquieu ve Rousseau’nun Sosyal Teorimleri. Ankara: Anı Yayınları. Uludağ, S.(2001). İbni Haldun Üzerine Araştırmalar. İstanbul: Dergah Yayınları.