Kültür Sosyolojisi Bağlamında; Covid-19’un Etkilerinin Değerlendirilmesi

TUFAN KARAMAN DER Kİ;


Giriş

Kültür, insanın içine doğduğu maddi ve manevi değerler bütünüdür. Kültürün öğrenilmesi, sosyalleşmeyle gerçekleşmektedir. Sosyalleşmenin ömür boyu devam ettiğini göz önünde bulundurursak kültür, insanın öğrene öğrene bitiremediği her şeydir, denilebilir. “Kültür, sosyal bilimciler kültür terimini kullandıklarında, gündelik konuşmaların içerdiğinden daha az kısıtlayıcı bir kavramdan söz etmeye eğilim göstermiş olurlar. Sosyal bilimde kültür, insan toplumunda biyolojik olarak değil, toplumsal araçlarla aktarılıp iletilen her şeyi anlatır. Oysa bazen kültürün yaygın kullanımının yalnızca sanatlarla sınırlı kaldığı göze çarpmaktadır. Bazı hayvan davranışçıları şimdilerde kimi primatların da en azından kültürel yeteneklere sahip olduklarını iddia etmelerine rağmen, kültür, insan toplumunun sembolik ve öğrenilmiş yönlerini anlatan genel bir terimdir” (Marshal, 1999: 442). Kültürün özelliklerinden bahsedersek; kültür öğrenme ile gerçekleşmektedir. Kültür, insana özgüdür. Kültürün diğer alemlerdeki yansıması ritüel olarak değil, içgüdüseldir. Yani hayvanların bir kültürü yoktur. “Kültür doğal olmayan, doğada hazır bir şekilde bulunmayan sonradan üretilen, oluşturulan bir yapıdır. Daha sonrasında ise kendisini aktaran bir mekanizmaya dönüşmektedir. Kültür bizi bir arada tutan temel yapıştırıcı, birleştirici unsurdur. Toplumların yaşayış pratikleri, farklılaşması veya aynılaşması kültürel olarak ayrışmaya ve birleşmeye sebebiyet vermektedir. Kültür bizim için sınırlar koyar, bizim için anlam dünyası kurar. Kültür bu anlam dünyası içerisinde semboller üzerinden gerçekleşir” (Birekul, 2020).


Toplumların bir davranışa atfettiği anlam, o toplum içerisinde değer bulmaktadır. Küreselleşmeyle birlikte kültürel olan bir davranış, küresel bir davranışa evirilebilmektedir. Salgınların da küreselleşmeyle birlikte etkileri, geniş coğrafyaları etkilemektedir. Bu anlamda salgına karşı fiile geçirdiğimiz pratikler, kültürel boyuttan küresel boyuta evirilebilmektedir. Dünya yeni bir salgınla karşı karşıya kalmıştır. Covid-19 olarak adlandırılan salgının, kültür bağlamında aile ve beden sosyolojisi çercevesinde etkileri değerlendirilmeye çalışılacaktır. Yeni Corona Virüsü (Covid-19), ilk olarak Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkmıştır. 13 Ocak 2020'de tanımlanmış olan bir virüstür. Belirtileri ateş, öksürük, nefes darlığı ve ishal olan bir hastalıktır. İlk başta ciddiye alınmayan yeni tip Corona Virüs, ölümlerle birlikte kendinden söz ettirmeye başlamıştır. Buna rağmen, dünyayı etkisi altına alabilecek bir hastalık olarak görülmüyordu. Bu anlamda birçok değişimi, ani ve zorunlu olarak gerçekleştirdi. İnsanların bu olağanüstü dönemde pratikleri, eylemleri farklılaştı. Covid-19, Çin’in Wuhan kentinden çıkıp, kısa süre içerisinde tüm dünyayı etkisi altına almayı başarmıştır. Bu başarıyı virüse yazdığımız kadar, virüs karşısındaki insanoğlunun başarısızlığının faturasını kime yazacağız? Bu noktada listenin ilk sırasında iktidarlar yer almaktadır. Dolayısıyla virüs sağlığı tehdit etse de, etkileri siyasi olacaktır. Siyasette en çok, sağlık alanında yapılan yatırımlar dikkat çekecektir. Covid-19’un birçok sonucundan bahsetmek mümkündür fakat bizi ilgilendiren kısmı kültür bağlamında olup, aile ve bedene olan etkilerine değinilecektir. Dolayısıyla Covid-19 yeni bir yaşam sunmaktadır. Bu çalışmada Covid-19’ un kültür bağlamında getirdiklerine ve götürdüklerine mercek tutulmaya çalışılacaktır.


Covid-19’un Aile Kurumu Üzerindeki Getirdikleri ve Götürdükleri

Aile, hepimizin bildiği gibi toplumun en küçük yapı birimidir. Aynı zamanda asli sosyalleşme unsurlarının baş aktörüdür. Kültürün, normun ve değerlerin öğretildiği ilk yerdir. Bu süreçte aile kurumu, işlevini daha sıkı bir şekilde gerçekleştirmektedir. Covid-19 çoğu kurum için olumsuz sonuçlar doğursa da, aile kurumu için olumlu görünmektedir. Özellikle post modern dönemde bireylerin toplumsal bağlarından kopup, kendi bireysel dünyalarına yönelmesiyle birlikte aile kurumu zarar görmektedir. “Aile bireyleri artık kendi hayatlarını yaşamakta ve giderek birbirine değme oranı azalmaktadır. Böylece aile (ev) sabahleyin iş için bırakılan, akşam dinlenmek için dönülen bir mekân olma hüviyetine bürünmektedir. Bu mekânda yenir, içilir, TV izlenir ama herkes kendi hayatını yaşar. Dolayısıyla evin bir mekân olmasının ötesinde anlamı kalmaz. Duygudaşlık, paylaşım, bağlılık ve birbirine dokunma giderek azalmaktadır” (Tekin, 2014: 259).

Ev çoğu kez anlamını yitirip, sadece uyuyup uyanmak için kullanılan mekândan farksız değildir. Yemekler dahi, artık birlikte yenilmemektedir. Tabii ki de bu tabakalaşma ve statüye göre farklılık göstermektedir. Bu anlamda Covid-19 salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte ev ve aile büyük önem kazandı. Etrafımızı çeviren gökdelenler, avmler yerini dört duvar ve aile üyelerine bırakmıştır. Bu durum, iş ve okul yüzünden görüşemeyen insanlar için fırsata dönüşmüştür. Fırsatı değerlendirmek genelde avm, park vb. yerlerde vakit geçirerek değerlendirilen bir şeydi. Covid-19 bize boş zaman kavramını, içi boş bir şekilde hediye etmektedir. Covid-19 ile birlikte evin bölümlerinin anlamları, değişime uğramıştır. Sosyal medyada ev alanlarının kullanımı konusunda yapılan anket sonucunda, katılımcılardan % 43’ü yatak odasını diğer alanlara nazaran daha fazla kullandıklarını belirtmişlerdir. Burada yatak odasından kasıt bireyin kendine ait olan odasıdır. İkinci olarak kullanılan ev alanı %33 ile oturma odası görülmektedir. Bu durum ailenin birlikte vakit geçirdiğini gözler önüne sermektedir. Bu süreçte üçüncü olarak % 14 ile balkonlar kullanılmaktadır. Havaların bozuk gitmesi, balkonların kullanım oranını etkilemiştir. Balkonlar, eşya konulan yer olmaktan çıkıp, dışarı ile temasın olduğu tek alan olmuştur. Kolektif hareketler balkonlar sayesinde gerçekleştirilmiştir. Kolektif hareketler sonucunda milli birlik ve beraberlik tazelenmiştir. Yemek odası (mutfak) kullanımı % 10 ile son sıradadır. Yemek odasının (mutfak) az kullanılması, bizim kültürümüzle alakalıdır. Genelde yemekler mutfakta hazırlanmakta ve oturma odasında yenilmektedir. Dolayısıyla bu şekilde oturma odasının kullanım süresi artmaktadır. Ek olarak misafir odası işlevini kaybetti. Sürecin kesin kurallarından olan evde kal ibaresi, bu süreçte misafir olmayı ve misafir odası kavramlarını dondurmuştur. Süreç sonlandıktan sonra aynı kültürün devam edeceği düşünülmektedir çünkü bizim kültürümüzde misafirin kutsal bir anlamı vardır. En nihayetinde Covid-19 salgını da istenilmeyen bir misafirdir.

Sonuç olarak Covid-19 süresince ev alanlarının kullanım oranı ve kullanım amacı değişiklik göstermiştir. En çok kullanılan alan, bireyin kendine ait odası olmuştur. Bu anlamda bireyselleşme, ev içerisinde dahi süreçte kendisini göstermektedir. İkinci olarak oturma odasının kullanımı aile içi iletişimi artırmaktadır. Üçüncü olarak mutfak ve balkon kullanılmaktadır. Mcdonaldslaşan toplumlarda, önemini yitiren mutfak ve balkon bu süreçte yeniden değerlenmiştir. Dışarıdan yemek yemek ve dışarıya çıkmak, mutfak ve balkonun işlevini boşa çıkarmaktadır. Dolayısıyla zorunlu olarak evde kalma, birçok alışkanlığımızı tekrar hatırlamamıza sebep olmuştur. Evlerde yemek yeme, ekmek yapma, oyunlar oynama, sohbet etme, sebze ekme, halı yıkama, salça kaynatma vs. tarzı birçok şey hatırlanmıştır. Kaos dönemlerinde, toplumsal reaksiyon olarak doğum oranlarının arttığını göz önüne alırsak; Covid-19 ile ölümlerin arttığı gibi aynı şekilde doğum oranlarında da artış olacağı tahmin edilmektedir. Covid-19’un aile bağlamında bize getirdiği kaygı, stres, korku aile ortamında tahammülsüzlüğe yol açabilmektedir. Bu noktada aile içi şiddetin boyutu arttığında durum görünür hale gelmektedir.


Beden Bağlamında; Covid-19 Sürecinde Yaşlılara Bakış

Beden, insana yüce varlık tarafından bahşedilen, kullanma yetkisi insana verilen, fakat tarih boyunca toplum tarafından müdahale alanına dönüştürülen, şahsi bir mekândır. Ne kadar şahsi olsa da, görünümü toplumsaldır. Her beden, içerisinde doğup büyüdüğü toplumun ideolojisini yansıtmaktadır. Bourdieu’nun Habitus kavramı bu durumu çok iyi açıklamaktadır. “Habitus, toplumsallaşma dolayısıyla topluma yeni üye olan bebeklere, çocuklara ve gençlere aktarılmakta; aynı zamanda toplumsal pratiklerini gerçekleştiren yetişkinler tarafından sürekli üretilmektedir” (Akın, 2016: 69). Sürekli üretilir olması, kültür oluşumunu ve devamlılığını toplumsallaşma ile sağlamaktadır. Beden toplumsallaşmanın mekânıdır. Toplumsallaşmada yaşanılan dönemler, birey üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Örneğin kıtlık zamanı doğan bir çocuğun, büyüdüğünde tutucu olması kaçınılmazdır. Her şeyi istediği anda sahip olabilen çocuk, büyüdüğünde şımarık olmaktadır. İki örneğin de birleştiği nokta, bedenin eğitilebilir olmasıdır. Eğitilebilir olmak, aynı zamanda öğrenime açık olmaktır.


Peki, beden Covid-19 süresince ne öğrenecek? Bedenin öğreneceği ilk şey; birey ne kadar sahip olursa olsun, beden üzerindeki söz hakkının iktidara ait olduğudur. En açık örneği berber ve kuaförlerin kapatılmasıdır veya sokağa çıkma yasağı konulmasıdır. Sağlıklı bedenlerin korunması doğrultusunda alınan bir karar olsa da, iktidarın belirleyiciliği açık bir şekilde hissedilmektedir. İkinci olarak, bedenler sağlıklı beslenmeyi öğrenmiştir. En basitinden kahvaltı yapmadan okula giden öğrenciler, kahvaltı yapmaya başlamışlardır. Öğünlerin en sağlıklısı olan kahvaltının yapılması, sağlıklı beslenme doğrultusunda değerlendirilebilir. Toplumsallaşma bağlamında bu süreç, bedenlere herhangi bir tehlike karşısında evlere kapanınca güvende olunacağı hissini öğretecektir. Tehlike ile karşı karşıya kalan çalışan bedenler ise korkuyla yaşayabilmeyi öğrenecektir. Covid-19 yaşlı ve hasta bedenleri tehdit etmesi, genç ve sağlıklı bedenlere güvende olduğunu öğretecektir. Yaşlıların sokağa çıkması yasak olmasına rağmen dışarıya çıkan, çıkmaya çalışan yaşlılar görülmektedir. Bunun sebebi inatçılık ve huysuzlukla açıklanabilecek bir durum değildir. Yaşlılar değişim sürecinde, değişime en yavaş ayak uyduran kesimdir. Dolayısıyla yaşlıların eylem ve pratiklerinde bir geleneksellik söz konusudur. Bu durumun arkasında toplumsal hafızalarının da etkisi vardır. Önceden ortaya çıkan salgın hastalıklardan zarar görmedikleri için, Covid-19'a karşı cesaret beslemektedirler. Aynı zamanda Covid-19’un Çin’de ortaya çıktığını da göz önüne alırsak, yaşlılar virüsün Türkiye’ye gelmesini kabullenememektedir. Eğer virüs daha yakın bir ülkede ortaya çıksaydı, ciddiye alınma derecesi o kadar artardı.


Covid-19’un yaşlı ve hasta bedenleri tehdit etmesi, virüsün bir nüfus politikası aracı olabileceğini düşündürmektedir. Yaşlılara ayrılan ekonomik kaynaklar, örneğin sağlık harcamaları, emekli maaşları, yaşlı bakım hizmetleri vs. boşa yatırım olarak görülmektedir. Dolayısıyla Koronavirüs neticesinde, yaşlıların vefat etmesi nüfusun gençleşmesine ve dinamik bir yapı ortaya çıkmasına imkân tanıyacaktır. Bu da çalışan nüfus demektir. Bu noktada yaşlı bedenlerden bir verim sağlayamayan Avrupa, Koronavirüs tedavilerini bile ücretli yapmaktadır. Dolayısıyla Avrupa yaşlılardan yaşarken verim sağlayamadığı için, ölürken verim sağlamaya çalıştığı aşikârdır. Türkiye'nin ücretsiz tedavi yapması ise tam olarak karşılıksız değildir. Her ne kadar kent nüfusu kır nüfusunu geçse de, kentin büyük çoğunluğunun bir ayağı kırdadır. Yani kentte yaşayıp da kırda ekim-dikime devam eden 65 yaş üstü birçok insanımız vardır. Türkiye'nin bu bağlamda yaşlı nüfusunu kaybetmesi, tarımsal üretiminde azalmasına tekabül eder. İkinci bir sebep olarak bizim kültürümüzde yaşlılar geleneklerin, örf ve adetlerin taşıyıcısı ve aktarıcısıdır. Bu noktada tecrübî bilgi bağlamında doğal bir kaynaktır. Dolayısıyla Koronavirüs tedavilerini ücretsiz yapması, gayet haklı bir gerekçeyle ortadadır. Sonuç olarak insanın yaşına değil, bedeninden elde edilen kâra bakılmaktadır.

Küreselleşen dünyada her şey hızlanmıştır. Tüketimde önlenemez bir şekilde artış göstermiştir. Yiyecekler, içecekler, beden ve zaman tüketimde tavanı gören unsurlardır. Fakat bütün yaş gruplarında tüketim aynı hızda ilerlememektedir. Özellikle yaşlı grup bu noktada tüketimde tutucu davranmakta ve toplumsal olarak ivmenin yakalanmasını engellemektedir. Yaşlılar, değişimin önünde duran engel olarak görülmektedir. Yaşlılar engel olmayı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmemektedir. Önceden de bahsettiğimiz gibi yaşlıların doğup büyüdüğü dönemler, kıtlık ve savaş dönemleri olarak bilinmektedir. Dolayısıyla hafızalarında yokluğun, aza kanaat etmenin parolasını taşımaktadır. Bu noktada Covid-19’un ortaya çıkmasının diğer bir sebebi; toplumsal hafızayı silmek olduğunu düşündürmektedir. Toplumsal hafızayı silip, tamamen tüketim toplumuna geçmekte ancak yaşlıların ortadan kaldırılmasıyla mümkün görünmektedir. Dolayısıyla Covid-19 kapitalizmin ürettiği bir salgın olabileceği de hesaba katılmalıdır.


Sonuç

Kültür, insanın yapıp ettiği her şeyi barındıran bir olgudur. İnsanoğlu kültürün dışına çıkamamaktadır fakat kültürün içine yeni değerler aktarabilmektedir. Dolayısıyla kültür etkileyen ve etkilenen bir yapıya sahiptir. Tarih boyunca kültüre etki eden birçok siyasi, ekonomik, sosyal hadiseler meydana gelmiştir. Salgınlarda bu hadiselerden sayılmaktadır. Salgınların etkisi sadece sağlık alanında değil; siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel alanları da etkilemektedir. Covid-19’da 11 Mart itibariyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından, dünya literatürüne pandemi olarak girdi. Pandemi olarak literatüre giren Covid-19, dünyayı etkisi altına aldığı gibi gündemi de etkisi altına almıştır.


Covid-19 ile mücadele kapsamında kurullar oluşturulmuştur. Bu kurulların aldığı kararlar neticesinde, toplumsal yaşam yeniden şekillendirilmeye çalışılmıştır. Covid-19 ile mücadele kapsamında alınan kararlar, kültürel alışkanlıklar ve pratikler bağlamında değişimlere sebep olmuştur. Bu değişimler aile ve beden üzerinden değerlendirilmiştir. Aile bağlamında alınan kararlar ev alanlarının kullanım oranı ve amacında değişikliğe sebep olmuştur. En fazla kullanılan alandan en aza doğru bireysel yatak odaları, oturma odası, balkon ve mutfak şeklinde sıralanmıştır. Bireysel yatak odası alanının kullanımının en fazla olması, ev içinde de bireyselleşme hareketleri olduğunun göstergesidir. İkinci olarak oturma odası alanının kullanımı, aile içi iletişimin arttığını göstermektedir. Salgın öncesi hayatın akışına kapılan bireyler, birbirleriyle verimli geçirdikleri vakit sınırlı görünmekteydi. Bu anlamda salgın birçok kurum için olumsuz sonuçlar doğururken, aile kurumu için avantaj sağlamıştır. Dolayısıyla aile ile geçirilen boş zamanın kıymeti, paha biçilemez şekilde değerlenmiştir.


Covid-19’un kendisi için yer aradığı bedenler, dış etkilere karşı etkilenmeye en açık alandır. Bedenin eve hapsolması onu virüse karşı korurken, tüketim konusunda sınırlandırmıştır. Sahip olduğu tüketim alışkanlıklarında, alternatif yollar aramaya başlamışlardır. Beden sınırsız tüketimin, biricik nesnesidir. Bu anlamda beden istek ve arzularıyla başa çıkmada, etkin bir mücadele yürütmektedir. Dışarıdan zorunlu gelen yaptırımlar bu noktada bedenin istek ve arzularıyla çatışmasına sebebiyet vermektedir. Dolayısıyla Covid-19, bedenin öğretilerinin farklılaşmasını sağlamaktadır. “Tükettiği kadar insan” olan bedenler, salgınla birlikte, "İnsan evde kaldığı kadar insandır” sözüne doğru bir eviriliş gerçekleşmiştir. Bedenin toplumsal konumunda olan değişimler, bedene yeni veriler öğretmiştir. Çalışan bedenler, virüse yakalanma korkusuyla yaşayacaklardır. Salgın vs. tarzı tehlike durumlarında, bedenin evi güvenli alan olarak görüp, evlere kapanma konusunda istekli davranacaklardır. Temizlik konusunda titizlik artacaktır. İnsanlar beslenme konusunda, yiyip içtiklerine özen gösterecektir. Bu anlamda tüketimin niteliğinde hijyen, aranan birincil koşul olacaktır.


Sonuç olarak Covid-19, kültürel alışkanlık ve pratiklerimizde değişikliklere sebep olmuştur. Bu sebeple salgın gibi olağanüstü durumlarda, nasıl mücadele verilebileceğine dair kazanımlar elde edilmiştir. Bu değişimler sadece salgın süresince gerçekleşecek değişimler değildir. Salgından sonrada etkili olacak değişimlerdir. Aile ve bedenin kültürel açıdan yaşadığı değişimler yorumlanmıştır.


Kaynakça

Akın, Mahmut Hakkı (2011). Toplumsallaşma Sözlüğü, Çizgi Yayınevi: Konya

Marshall, Gordon (1999). Sosyoloji Sözlüğü, (Çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü), Bilim Ve Sanat Yayınları, Ankara

Tekin, Mustafa (2014). Sekülerleşme Bağlamında Aile İle Kadın, Aile Sosyolojisi Yazıları, (Ed; Mustafa Aydın), Açılım Kitap Pınar Yayınları, İstanbul

Birekul, Mehmet (2020). Kültür Sosyolojisi Ders Notları, (30 Mart-5 Nisan 2020)

88 görüntüleme