Kendini Tanımak

Zehra Bulut DER Kİ;

Yüce bir görevdir; kendini tanımak, neyin iyi geldiğini bulmak, neye nasıl ait hissettiğini bilmek, hangi yolla sonsuz mutluluk kaynağına ulaşmak? Ulaşmaya çalışmak tüm yaşam boyunca. İnsan bu yolculuğunda bir kalıba bir sözcüğe karşılık gelmiyor. Ancak onu durumlarıyla tanımlayabiliyoruz. Kendini bulabilmesi için alışkanlıklarını, nerede kimlerle ne yaptığını akledilebilmesi gerekir yoksa insan neye alıştığını neyden uzaklaştığını bilmiyorken nasıl kendini bulabilir ki? Belki yalnızlığıyla yüzleşerek bulabilir. Yalnızlık, soğuktur. Düşüncelerin içindeki zerrelerin kavga hali, yüzün yerden kalkmayan biraz asabi çokça hüzünlüdür. Yalnızlık, terazilerin dengesi şaştığı özlemin hasretin ağır bastığı taraftır... İnsan kendini özler mi? Özler... Bazen öyle bir sürüklenir ki kaybolmak nedir bilmezken içinde yaşar her şeyi. Kime neyi nasıl anlatsın? Anlatsa yeter mi cümleleri? Cümlelerini mi toparlasın aklını mı yoksa duygularını mı? Kimi ya anlatacak kimsesi yoktur yalnızdır. Kimini de anlayacak insan yoktur yalnızdır. Derler ya diş ağrısı çekmeyen birine diş ağrısını nasıl anlatırsın? Bu yüzden kimi de yalnız olmayı tercih ederek yalnızdır. Bir gün sınıfta dersi beklerken hocam usulca yanıma gelip bir süre baktıktan sonra şöyle söyledi, sanki gözlerimden yüreğimi okurmuşcasına 'Neden yalnızsınız?' Bende kendimden emin bir ses tonuyla. gülümseyerek 'Yalnızlık güzeldir.' hocam verdiğim cevap karşısında kaşlarını kaldırıp şöyle söyledi: Yalnızlık güzel şey değil, güzel olsaydı Tanrı yaratmazdı.' dedi ve yanımdan ayrılırken de şunuda ekledi 'Yalnız olmayın! ' Haklıymışsınız hocam. Gökyüzüne küs uçulmazmış. Bazende hayatın telaşına kapılmak lazım, kendini bulmak yada görmek için. Ya kendini bulmaya çalışırken kendinden kaçarsan? İnsan bu dünyaya ruhunu bulmaya geldi. Ruhundan kaçarsa kime sığınacak ki? Bahaneler biriktirir insan. Duvarları aşmak için ama bu bahaneler duvar oluşturur içinde, çıkamamak için. Kendinden kaçarak en çokta gökyüzüne perdelerini kapatır insan. Yeri gelir duygularında yeri gelir hırslarında boğulur. Hayatta her şeyin bir ölçüsü vardır. Ne az ne de fazla tam ortası. Neyin hangi tarafta ağır bastığını bilmek gerekir. Yoksa ölçüsü olmadan yaşayamaz insan, ya hiçbir şeye yetemez yada her şeye dar gelir. Bazen de kendinden kaçmak, ayrılıp gitmek gerekir kendini büyütmek olgunlaştırmak için. Bazen de eksik olmak gerekir, tamamlayabilmek için. İnsan yarım olmadan bütün olamaz. Bir ağır uçar bir hızla yol alır tıpkı kuş misali, düşmeden bilemez kalkıp uçmanın keyfini. Karşıtlar olmadan yaşayamaz insan . Yaz ve kışın bahşedildiği gibi iyinin kötünün, güzelin ve çirkinin. Peki ya bu kadar çok yaşamın içinde nasıl ortak bir dünyada buluşur insanlar? Ölçüleriyle. Ölçülü olmak kendini bulmaya yardımcıdır. Çünkü o en güzel şekilde tecelli eder. Ruhunu hapsetmek yalnızlığa mahkum olmak demektir. İnsan yalnız olmadanda güzelleşir. Her şeyi tadında yaşarak. Oysaki insan kısacık ömrüne çok şey doldurmaya çalışır. Bu çok şey onu kendinden uzaklaştırır. Bu yolculukta hissederek anlayarak düşünerek yaşamak en iyisidir. Yoksa uçamadan ağırlaşır insan.