Sosyoloji Hakkında Söyleşi

Metin Arpacı DER Kİ;

Metin Arpacı: Bir sosyolog olarak bu bölümü tercih etme nedenleriniz nelerdir?

Yusuf Adıgüzel: Ben üniversitede iletişim lisansı eğitimi aldım. İletişim Fakültesi’nden sonra Yüksek Lisan ve Doktoramı Sosyoloji alanında yaptım. İletişim ve sosyoloji birbirine en yakışan iki alan diye düşünüyorum. İletişim kurabilmeniz için, mesajlarınızı, duygularınızı, düşüncelerinizi iletebilmeniz için bir muhatap kişiye ihtiyacınız var. Yani iletişim için en az iki kişinin birbiri ile paylaşımda bulunması ve sosyal bir ilişki kurması gerekiyor. Aslında sosyolojinin de yapmak istediği en az bu iki kişi arasında gerçekleşen iletişimi anlamaya ve analiz etmeye çalışmak. Bir sosyolog olarak, toplumu anlayabilmek için bireysel davranışların ardındaki sosyal boyutları görmeye çalışıyoruz. Her bireyin iletişim kurarken kullandığı dili, üslubu, davranış biçimini, içinde bulunduğu ve/veya yetiştiği sosyal çevrenin etkisiyle yorumlamak istiyoruz. İletişim bilimcinin amacı da zaten etkili iletişimin nasıl sağlanabileceğini araştırmak. İletişim biliminin bu yolda da en vazgeçilmez yol arkadaşı sosyoloji olacaktır.

M.A.: Sosyoloji bölümü mezunları ne iş yapar?

Y.A.: Sosyologların çalışma alanı aslında hem çok geniş, hem de çok dardır diyebiliriz. Geniştir. Çünkü çalışma hayatında insanın bulunduğu her iş alanı, sosyologların çalışma sahasına girer. Dardır, çünkü kamuda ve özelde “sosyolog” adı altında açılan kadrolar çok sınırlıdır. Öyleyse bir sosyoloji öğrencisi nasıl bir rota çizmeli diye sorarsanız, her öğrencinin kendi karakterine uygun bir sosyal sahada uzmanlaşabilmek için yoğunlaşmasını tavsiye ederim. İnsan kaynakları şirketlerinden araştırma şirketlerine, organizasyon şirketlerinden reklam ajansları ve medya şirketlerine, her alandaki danışmanlık şirketlerinden sağlık sektörüne kadar her alanda sosyologlar iş yapabilirler. Kamuda Aile ve Sosyal Politikalar, Milli Eğitim, Gençlik Spor Bakanlıklarında istihdam edilebilirler. 2013 Yılında kurulan İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İşleri Genel Müdürlüğü tüm il ve ilçelerde teşkilatlanmaya başladı. Burası sosyologlar için önemli bir istihdam alanı olabilir.

M.A.: Yabancı dil bilmek sosyologlara ne gibi avantajlar sağlar?

Y.A.: Günümüzde en az bir yabancı dile hâkim olmak sizi rekabette bir adım öne çıkaracaktır. Küreselleşen dünyada, hangi sektör olursa olsun, sadece Türkiye’deki insanlarla değil, o sektördeki dünya üzerindeki onlarca kişi ile muhatap oluyorsunuz. En azından, çalıştığınız sektör ile ilgili gelişmeleri takip etmek, sektörün iletişim ağına dâhil olmak, fikir alışverişinde bulunmak için dil bilmek şart hale geliyor. İş ilanlarına bakarsanız, artık her alanda “dil bilen eleman” şartını görürsünüz. Bazen bu işin çok abartıldığını, en küçük yerel bir işletmede bile dil bilme şartı aradığını görüyoruz.

M.A.: Sosyolog adaylarına ne tür tavsiyelerde bulunursunuz?

Y.A.: Önce iyi bir sosyoloji altyapısına sahip olmalarını tavsiye ederim. Sosyologca düşünmenin, onları toplumu ve bireylerin davranışlarını anlamada önemli bir anahtar olacağını bilmelerini isterim. Sonra da sosyolojinin alt dallarının birinde uzmanlaşmaya çalışmalarını, öğrencilik yıllarından itibaren bu alan ile ilgili okumalar yapmalarını, konferans, seminer ve eğitim programlarını takip etmelerini, bu alandaki bir şirkette staj imkanı kovalamalarını öneririm.

M.A.: Sosyoloji okuyanlar sınıf ortamı haricinde kendilerini nerede ve nasıl geliştirebilirler?

Y.A.: Sosyal bilimlerin önemini kavrayan belediyeler, kamu ve özel şirketler bu alanlarla ilgili sürekli eğitim ve seminer programları organize ediyorlar. İlgilerini çeken, derinleşmek istedikleri alanla ilgili bu tür etkinlikleri kaçırmamaları tavsiye ederim. Önem verdikleri, kendilerine yakın hissettikleri, sosyoloğu daha yakından tanımalarını, tüm kitaplarını okumalarını, onun toplumu ve hayatı okuma biçimini anlamaya gayret etmeleri güzel olur. Kendisini özdeşleştirebileceği sosyoloğun çalışma alanı, sosyolog adayının da yönünü belirleyebilecek, hayat yolunda işaret taşları olacaktır.

M.A.: Üniversitelerde neden böyle bir bölüme ihtiyaç duyulmuştur?

Y.A.: Sosyal bilimler ve özelde de sosyoloji önemini dünyanın her yerinde kabul ettirmiş bir alandır. Son yıllarda medyanın da etkisi ile, sosyoloji çok popüler bir alan haline gelmiştir. Devlet ve vakıf üniversitelerinde birçok bilim alanı öğrenci bulamaz iken, sayıları 70’i geçen sosyoloji bölümleri tercihlerde üst sıralarda yer almaya başlamıştır. Bu popülerlik de Üniversite yönetimlerinin bu bölümlere ilgisini artırmıştır.

M.A.: Neden ilk çağlarda böyle bir meslek dalı yoktu?

Y.A.: Bilimde uzmanlaşma zaten modernizmin bir ürünü olarak karşımıza çıkmıştır. İlk çağlarda zaten “mekanik dayanışmaya” dayalı bir toplum modeli olduğu için, net bir mesleki ayrışma zaten yoktu. Herkes kendi ihtiyaçlarını bireysel olarak veya aile dayanışması içinde çözüyordu. Ancak Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali sonrasında üretim biçimlerinin değişmesi, kentleşme ve sosyal dinamiklerin etkisiyle “toplumsal sorunları çözmek için” bir sosyal bilim aracına ihtiyaç duyulmuştur.

M.A.: Sosyoloji bölümünün kültürel birikimimize etkileri nelerdir?

Y.A.: Sosyoloji yaşadığımız dünyanın, içinde bulunduğumuz toplumun, sahip olduğumuz kimlik ve kültürel değerlerin farkına varmamızı sağlıyor. Sosyolojik formasyona sahip olmayan insanların bakıp geçtiği, bireysel bir olay olarak gördüğü şeyleri, biz sosyologlar daha bütüncül değerlendirebiliyoruz. Kültür zaten bireysel değil, toplumsal bir olgu. Bireysel olarak bizim ve ait olduğumuz toplumun ve dünyanın ürettiği maddi ve manevi her şeyi içine alıyor. Sosyologca düşünmek bir şeye körü körüne bağlanmak veya düşman olmaya engel olur. Sosyolojik araçları kullanarak kendi kültürümüzün farkına varabilir, onu nasıl geliştirebileceğimizi öğrenebiliriz.

M.A.: Sosyolojinin tarihsel gelişimine Türk sosyologlarımızın katkıları nelerdir?

Y.A.: Türkiye’de sosyoloji alanındaki akademik çalışmalar ve ilgi neredeyse Avrupa ile aynı dönemlere rastlar. Ziya Gökalp tarafından 1914’lerde, Birinci Dünya Savaşı yıllarında kurulan İstanbul Üniversitesi’ndeki Sosyoloji Bölümü dünyanın ilk sosyoloji kürsülerinden biridir. Ziya Gökalp yaptığı çalışmalar ve eserleriyle sadece sosyoloji alanında değil, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde de en etkili aktörlerin biri olmuştur.

M.A.: Sosyoloji bölümünün öğrencilerine verebileceği en büyük ders ne olmalıdır?

Y.A.: Sosyoloji, çok hızlı değişmeye başlayan bir çağda, bildiklerimizin çok kısa sürede eskidiği bir ortamda, bize hayat kılavuzluğu yapar. Bize, önce kendimizi, sonra çevremizi ve dünyayı anlamamızı sağlayan sağduyu yetisi kazandırır. Sosyoloji bölümlerinin de öğrencilerine kazandırabileceği en önemli yetkinlik, onlara hayatı doğru okumalarını sağlayacak sağduyuyu kazandırabilmektir. Onlara, olayların ardındaki olguları, bireyselin ardındaki toplumsalı görme yeteneği vermektir.