TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNDE MİSAFİRE OLAN BAKIŞ AÇISI VE COVİD-19 VİRÜSÜ İLE MÜCADELEDE SOSYAL İZOLASYONUN

Burak SOLAK DER Kİ;


Misafir kelime anlamı olarak bir haneye kısa süreli olarak yapılan ziyaret anlamına gelmektedir. Türk insanı misafir olmayı ve misafir ağırlamayı çok sever. Kültürümüzde misafirin tanıdık olup olmaması, hangi inanca sahip olduğu, hangi milletten olduğu önemli değildir. Kapıya gelen her kişinin Allah tarafından gönderildiği kabul edilir ve misafire bu bilinçle davranılır. Hatta Türk insanının misafirperverliği, diğer kültürlerde de oldukça ünlüdür ve misafirperverlik Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Bu kültür yıllarca nesilden nesile aktarılarak devam eden bir kültürdür. Kültürümüzde misafirperverliğin önemi, tarihe ve atasözlerimize bakıldığında daha iyi anlaşılmaktadır. Misafirperverlik kelime anlamı olarak kendisine misafir gelmesinden hoşlanmak, misafire iyi davranmak, iyi ağırlamak, önemsemek, değer vermektir(1).Yıllarca göçebe yaşam süren atalarımız gittikleri yörelerde ya da kendi bulundukları bölgelere gelen haklara karşı daima kapılarını açmışlar, yiyecek ve içeceklerini dahi paylaşmışlardır. Yolcular için kullandıkları yolların üzerlerine kervansaraylar kurmuş, göç eden insanları kervansaraylarda misafir etmiş, ihtiyaçlarını gidermiş ve misafirperverliği bizlere miras bırakmışlardır. Aynı zamanda köylerde misafir odaları kurulmuş, köye gelen misafirler en güzel şekilde ağırlanmış hatta bu durum bir güç gösterisine dahi dönüşmüştür. Sanayileşmenin sonucunda insanların köylerden kentlere göçmesi ile apartmanlara taşınan insanlar misafirperverliğin önemini unutmamış ve evlerinin en güzel odalarını misafirler için ayırılmış, hane halkının misafir odalarını kullanmalarına müsaade edilmemiş, en güzel yemek takımları sadece misafir geldiğinde çıkartılmış, misafir için özel havlu, yatak hazırlanmış ve haneler beklenmedik misafirlere karşı daima hazırlıklı olmuştur. Bu durum bize göstermektedir ki bizler için misafir yalnızca planlı bir durum değildir. Beklenmedik misafirler de en iyi şekilde ağırlanmayı hak etmiş ve geri çevrilmeleri söz konusu dahi olmamıştır.Değişen dünya sisteminde kültürel değişimler, yozlaşmalarda birçok alanda görülmüştür fakat misafire verilen önem anlamını hiçbir zaman yitirmemiş ve günümüze kadar gelmiştir. Bu durumda misafirperverliğin Türk kültüründeki yerinin ve öneminin ne kadar fazla olduğunu bizlere göstermiştir.


Misafir; kültürümüzde bereket unsuru olarak görülmüş, misafiri seven, ona değer veren, fedakârlık yapıp ikramlarda bulunulması şerefli bir davranış olarak kabul görmüş, dini açıdan ibadet olarak değerlendirilmiş ve Türk-İslam kültüründe de yerini sağlamlaştırmıştır. Misafirperverlik Türk kültüründe önemli bir konu olmuş hatta atasözlerimizde de bu durum pekiştirilmiştir. Misafir on kısmetle gelir; birini yer dokuzunu bırakır, Misafir ev sahibinin kuzusudur, misafir kısmeti ile gelir gibi atasözlerimizlede misafire verilen önem ve misafire olan bakış açısı görülmüştür.


Misafirliğin sosyal hayatımızdaki yeri de büyüktür. Arkadaşlar, komşular ve akrabalar; birbirlerini ziyaret etmek, hal hatır sormak, sohbet etmek, iyi vakit geçirmek için sık sık birbirlerine misafir olurlar. Böylece birbirlerinden haberdar olurlar; var olan sıkıntılar çözülür, sevinçler paylaşılır, hoşça vakit geçirilerek mutluluk duygusu yaşanır. Ayrıca misafirlik sosyalleşmenin en iyi yoludur. Misafirperverlik size ummadığınız kapıları, davetleri açar. Düğünler cenazeler iyi ya da kötü günler kalabalıklarla yapılır. İnsan insana daima muhtaçtır. Sosyalleşmenin en önemli kaynaklarından biri olan misafirlik olgusu yaşantınızı zenginleştirir, kültürünüzü arttırır, birçok insan tanımanızı ve bilgi edinmenizi sağlar. Sosyalleşmek nezaketi ve saygıyı güçlendirir; bu da daha kaliteli bir insan olmanızı sağlar. Belki de okumaya ve izlemeye yetişemeyeceğiniz bilgiyi misafirlerimizden alabiliriz. Misafiri ağırlamanın sonundaki övgüler, teşekkürler, sevindirme ve sevilme hissi sizi ruhen besleyecek daha iyi daha sağlıklı bir birey olmanıza dahi olumlu yönde katkı sağlayacaktır.


Tarih boyunca misafire kapılarını daima açmış bir milletin torunları bugün dünyada hızla yayılan COVİD-19 virüsü sebebiyle sosyal izolasyonun sağlanması adına ev ziyaretleri ve kalabalık yerlerden kaçınılması adına toplumsal farkındalığı sağlama gayretine girmişlerdir. Bu durum yalnızca toplumsal baskılarla değil devlet kanalıyla da desteklenmiştir. Kısmi sokağa çıkma yasağı ve gerekli tedbirlere uymayanlara yönelik para cezası gibi uygulamalar getirilmiştir. Bütün bunlara rağmen özellikle batı medeniyetine nazaran misafliğe karşı daha hassas olmamız sebebiylede özellikle umreden dönen vatandaşlarımızın ziyaret edilmesi salgının yayılma hızını arttırmıştır.


Kişiden kişiye burun ve ağızdan küçük enfekte damlacıklar yoluyla bulaşabilen bu virüs, kişi öksürdüğünde veya nefes verdiğinde yayılabilir. Bu damlacıklar kişinin etrafındaki nesnelere ve yüzeylere inebilir. Diğer kişiler daha sonra bu nesnelere veya yüzeylere dokunarak enfeksiyonu kapabilirler. Bu, hasta olan bir kişiden en az 1 metre uzaklıktaki sosyal mesafenin önemini açıklar(1). Bu kadar kolay bir şekilde yayılan ve ölümcül olan bu virüsle mücadele etmek için gerekli tedbirlerin en hassas biçimde uygulanması hayati derecede önemlidir. Bu sebepten sevdiklerimizi koruma adına dönemin en güzel nimetlerinden biri olan teknolojiyi kullanarak görüntülü ve sesli aramalarla sevdiklerimize kendimizi hatırlatmalı, onlara iyi ve kötü günlerinde sosyal mesafemizi koruyarak destek olmalı ve toplumumuzu bu şekilde sağlıklı yarınlara taşımalıyız.


Virüsle mücadele ettiğimiz bu günlerde en büyük sorunlarımızdan biri olan evimize gelen misafirlere karşı tutumumuzdur. İnsan konusunda son derece hassas olan, kalp kırmamaya özen gösteren milletimiz için kapısına gelen misafirini geri çevirmek oldukça zor bir durumdur. COVİD-19 virüsü ile mücadele ettiğimiz bu günlerde doğumlar, ölümler, hastalıklar devam etmekte ve milli birlik ve dayanışmamızın en önemli göstergelerinden biri olarak, yakınlarımızın yanında olma isteğimiz bizleri sosyal mesafe kuralına uyma konusunda mani bir durum teşkil etmektedir. Sorunun kökten çözümü olarak bizlere ihtiyaç duyan, ziyaret beklentisine giren yakınlarımıza karşı desteğimizi evlerini ziyaret etmeden ve fiziksel temastan kaçınarak göstermemiz gerekir. Bu durum mümkün olmasa dahi maske, eldiven kullanarak ve sık sık ellerimizi ve kıyafetlerimizi temiz tutarak önlemlerimizi almamız gerekmektedir. Evlerimize misafir kabul etmemenin yollarından biride kimseye misafir olmamak ve bu konudaki hassasiyetimizi davranışlarımızla göstermemizdir. Bu durumu gözlemleyen yakınlarımız bizlere karşı aynı hassasiyetle yaklaşmaları gerektiğini hissedeceklerdir.


Kültürümüzün en büyük zenginliklerinden olan selamlaşma, sarılma gibi fiziksel temas ile selamlaşma olmazsa olmazlarımızdan olduğu gibi COVİD-19 virüsününde yayılmasında oldukça pay sahibidir. Zaman zaman havada bırakılan eller ile kendimizi ve karşımızdaki insanı zor durumda bırakacak olsak ta bu durumun bizlerin ve sevdiklerimizin sağlığından daha önemli olmadığını göz önünde bulundurmamız gerekir.


COVİD-19 gibi salgınlar farklı dönemlerde de meydana gelmiştir. Evliya Çelebi Seyehatnamesinde Osmanlıda görülen salgın hastalıklara ve bu hastalıklara karşı alınan tedbirlere geniş yer ayırmıştır. Çiçek hastalığı, sıtma, verem, frengi, kolera, veba ve tifüs gibi birçok hastalık Osmanlı döneminde görülmüştür. Lağım farelerinin taşıdığı, pireler yoluyla insana geçen ölümcül bir bakterinin sebep olduğu veba; virüsün özellikleri ve sosyal anlamdaki etkileri açısından COVİD-19 virüsü ile benzerlikler barındırmaktadır. Veba virüsü İpek Yolu boyunca ticari seferlerle ve Timur’un seferleri ile Anadolu’ya, sonra da Avrupa’ya yayılmıştır. Salgının hâkim olduğu yıllarda günde 1000-1200 kişinin öldüğü bilinmektedir. Veba, Avrupa’da kaybolmasına rağmen Osmanlı Devleti’nde 20. Yüzyıla kadar görülmüştür(2). Günümüzde sosyal değişim hızı oldukça yüksek olsa da eski dönemlerde salgın hastalıklarla nasıl mücadele edildiği sosyolojik anlamda, tarihsel analiz metoduyla incelenmelidir.


Geçmiş dönemlerde görülen salgınlarla mücadele edilmiş ve çeşitli dini ritüeller ve tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Veba’nın toplumsal hayatta bıraktığı etki ise çok tanıdık. Ekmek kuyrukları, odun kıtlığı nedeniyle evlerde ısınma güçlüğü, et ve meyve sıkıntısı baş göstermiştir. Hayat ve ticaret durma noktasına gelmiş, insanlar evlerine kapanmış, kendilerince güvenli yerlere taşınmışlardır.


İslam dininde de birçok hadiste sağlığın kıymetinin bilinmesi, temizliğin önemi, salgın hastalıklarla toplumsal anlamda mücadele açısından nelere dikkat edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bunları ana hatlarıyla özetlersek; temizlik ve düzenli bir hayat, yiyip içmede itidal, yani ölçülü ve dengeli beslenme, sağlığa zararlı şeylerden sakınmak ve bulaşıcı hastalıklardan uzak durmaktır.

Bilindiği gibi, birçok hastalığın sebebi, pisliktir. Bunun içindir ki Peygamberimiz, öncelikle temizlik üzerinde durmuş ve bunu vurgulamak için de ’Temizlik, imanın yarısıdır’ buyurmuştur. Peygamberimiz, yer ve çevre temizliğine de büyük önem vermiştir. Bir hadislerinde O, "Elbiselerinizi, kılık kıyafetinizi düzeltiniz ki insanlar arasında bir benek gibi olunuz; çünkü Allah, çirkinliği sevmez" buyurmuştur(3).


Sonuç olarak COVİD-19 virüsü ile mücadele ederken kültürel anlamda bazı zenginliklerimiz ile çelişkili durumlar oluşmuş ve yüzyıllardır süregelen bazı kültürel değerlerimizi kısmen terk etmemiz milletimiz açısından zorlu bir karar verme ve uygulama sürecine bizleri sevk etmiştir. Sağlığımızın en önemli nimetimiz olduğunu unutmamalı, kültürel değerlerimize sahip çıkmamız toplumsal bütünlüğümüzü ve asabiyetimizi duygumuzu güçlendirdiği gibi, salgın hastalıklar ve buna bağlı ölümlerinde toplumsal çöküşümüze zemin hazırlayabileceğini gerek tarihsel analiz metoduyla geçmişte, gerekse günümüzde COVİD-19 virüsü ile batı dünyasında meydana getirdiği sonuçlarda görmekteyiz.

KAYNAKÇA

1. Girne Amerikan Üniversitesi, ‘’COVİD-19 Nasıl Bulaşır?’’, Erişim:16.05.2020 , https://www.gau.edu.tr/duyuru/18754/covid-19

2. BALTALI, Mehmet, Bianet, ‘’Koronavirüs Tehdidindeki Memleketimde Salgın Manzaraları’’ , Erişim:16.05.2020, http://bianet.org/bianet/yasam/221485-koronavirus-tehdidindeki-memleketimde-salgin-manzaralari


3. ÇETİN, Abdurrahman, ‘’Peygamberimiz(s.a.s) ve Sağlık’’, Diyanet Aylık Dergisi, Sayı:52, Nisan 1995, s.11.

21 görüntüleme