Tanıştırayım; “Sosyoloji”

M. Uğur Karaoğlan Der Ki;

Çoğunuz eminim böyle bir başlığın atılmasına şaşırdınız. Kiminiz, “zaten sosyolojinin toplumu inceleyen bir bilim dalı, sosyologun ise, bir toplum bilimci olduğunu biliyoruz” diyorsunuz içinizden. Çoğumuz çevremizdeki kişilerden bölüm ile alakalı bu gibi yanıtlarla gün içinde karşılaşabiliyoruz. Ama ne yazık ki, toplum bildiği halde bundan bihaberdir. Birşeyin bilindiği halde bihaber olması ne demek? Şöyle anlatayım; hani biliyoruz diyoruz,hani meslek ve bölüm hakkında bir bilgimizin olduğunu düşünüyoruz ama aslında bildiğimizi sanıyoruz. Veyahut eksik biliyoruz. Madem toplum olarak bildiğimizi düşünüyoruz o zaman sorulmaz mı, toplumda bu kadar sorunlar varken neden sosyologlara daha fazla ihtiyaç duyulmuyor? Neden toplum sosyologsuz bırakılıyor? Neden sosyologlara istihdam alanlarında kendi görevleri verilmiyor? Bu tip soruları çoğaltabiliriz. Dolayısıyla toplum olarak sosyoloji bilimi ve sosyologlar hakkında bir şeyler bildiğimizi düşünüyoruz. Bırakın toplumu, sosyoloji okuyan öğrencilerin bazılarında bile sosyolojinin tanımı ve sosyologların görevleri hakkında pek bilgisinin olmadığı kişilerle maalesef karşılaşabiliyoruz. Yukarıda toplumun sosyologdan bihaber olduğunu ifade ettiğimiz gibi bunu da okuduğu bölümden bihaber olmak diye tanımlasak yanlış olmaz. Şunu aklımızdan çıkarmayalım, topluma sosyolojiyi ve sosyologu tanıtan/hatırlatan kişiler yine sosyologların kendileridir. Sosyologlar kendi görevlerini anlatmazsa, kendi görev alanlarından bahsetmezse, sosyolojinin kendisinden bahsetmezse, toplumunda kendi bilimcilerine yabancılaşması maalesef kaçınılmaz bir hale gelir. Ne hazindir ki bu durum günümüzde böyle bir haldedir. Benimde böyle serzeniş içerikli bir başlığı atmamdaki amaç,başlığın ilgi çekmesinden öte sosyolog/sosyoloji ve toplum arasındaki uçurumun soyutlandığı acı bir gerçeğinin de farkına varılmasını sağlamaktır.


Sosyologlar toplumun dokusunu anlayan ve onun sorunlarına çözüm üretmek için çaba gösteren bilim insanlarıdır. Hele ki toplumda çözülmesi gereken bir problem varsa ve bu sorun toplumun uzmanlarından yoksun/mahrum bırakılıyorsa, onlara gerektiği halde sahada yer verilmiyorsa toplumun o problemden başa çıkması hiçte (hatta hiç) kolay değildir. Madem öyle, yine soralım; Sosyolojinin/sosyologun önemi şimdi anlaşılmayacaksa ne zaman anlaşılacaktır? Toplumu inceleyen bir disiplin olan sosyolojinin nesnesi tarafından yanlış (veya eksik) tanımlanması/anlaşılması şimdi asıl anlamına bürünmeyecekse ne zaman bürünecektir? Sosyolojinin sadece teorik bir disiplin olmadığı ve sosyologun sadece masa başı çalışan, teori üreten bir bilim insanı kanısının eksik olduğunun, bunların yanı sıra sosyologun ayrıca saha çalışanı olduklarının farkına şimdi varılmayacaksa ne zaman varılacaktır? Bauman’ın tabiriyle sosyoloji, “modern bir proje”dir ve bu modern proje yeni riskleri ve problemleri de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla toplumun bu problemlerden başa çıkabilmesi, işin ehline yani sosyologlara gerekli fırsatların verilmesinden geçmektedir. Hem zaten sosyolojinin amacı, toplumda olabildiğince problemsiz ve düzenli bir yaşamın sağlanmasına olanak tanımak değilmidir? Sosyolojinin/sosyologun değeri bir an önce anlaşılmalıdır. Sosyoloji, günlük hayatta çıplak gözle tespit edilemeyen bazı bağlantıları sosyologlar vasıtasıyla açığa çıkarır. Yani tabiri caizse sosyoloji,toplumu engelleyen perdeleri yırtarak hayatı anlamayı kendisine şiar edinen bir disiplindir. Sosyoloji, gündelik hayatı anlamaya yöneliktir. Vehbi Bayhan hocamın da derslerinde ve makalelerinde de belirttiği gibi;“Sosyoloji hayattır, hayata dokunur ve hayatın içinden söz söyler.” Evet, sosyoloji hayattır; çünkü Smelser’in dediği gibi;“güneşin doğduğu her yerde sosyoloji vardır”. Evet, sosyoloji hayata dokunur; çünkü söylediği şey zaten hayatın kendisidir. Sosyoloji sadece soyut bilgiden ibaret değildir, somutu (aile, eğitim, din vb.) kendisine inceleme nesnesi olarak kabul eden bir disiplindir. Çünkü bilgi diye tanımladığımız şey, toplumsal bağlam içerisinden oluşturulan bir birikimdir. Dolayısıyla sosyal bağlam bilgiyi üretir. Bunlar göz ardı edilirse, toplumları ve içinde bulundukları süreçleri anlamak o kadar zorlaşacaktır.


Sosyoloji bir özgürlük bilimidir. Ama bu toplumumuz tarafından çoğu kez yanlış anlaşılmaktadır. Sosyolojiye dair, “anarşizmi/komünizmi savunan bir disiplin”, “gereksiz bir bilim” gibi nitelemeler yapılarak önemsizleştirilmektedir. Hani bir laf vardır, “sosyoloji toplumun aynasıdır; görünenler çirkinse bunda aynanın suçu ne?” diye. Oysa sosyal problemlerin toplumlarda meydana çıkmasıyla birlikte sosyolojinin önemi gayet net bir şekilde anlaşılmaktadır. Çünkü toplumsal dokuda meydana gelen sorunların çözümlemesinde ancak ve ancak sosyologların bilgi ve birikimlerinden yararlanılarak toplumsal alanda ilerleme kat edilebilir. Sosyoloji asla gereksiz, insanları anarşizme/komünizme veya başka herhangi bir ideolojik fikrebağlı kılmaya zorlayanbir bilim değildir. Bu gibi tanımlamalar birer ön yargıdan ibarettir. Çünkü sosyoloji, toplumun kendi ilacının kendisinde bulundurduğunu ve bunun ise farkına varılması için çaba sarf eden inkârı söz konusu olmayan bir disiplindir. Sosyolojinin bir an önce sosyologlar tarafından asıl anlamına taşınması için fırsatlar sunulmalıdır.Bourdieu’nun dediği gibi, “eğer sosyolog her zaman biraz rahatsızlık veriyorsa, bunun nedeni, bilinçsiz kalınması yeğlenen şeylerin bilincine varmaya zorlamasıdır."Elbette ki Bourdieu’nun ifadesiyle sosyolog rahatsızlık verecektir. Gülü seviyorsak dikenine katlanmalıyız. Toplumu önemsiyorsak, toplum hakkında doğru ve gerçek bilgileri söyleyen uzmanlarına yani sosyologlara kulak vermeliyiz. Çünkü unutmayalım, gerçek bir dost her zaman acı söyler ama doğruyu söyler.


Sosyolog, toplumun hekimidir. Dolayısıyla toplumda bir sorun varsa eğer bunu ancak ve ancak sosyolog çözümleyebilir. Le Play’in de sosyoloji ve sosyolog tanımlamalarını yaparken vurguladığı gibi, “sosyoloji, sosyal hastalıkları merkeze alan bir bilim dalı; sosyologlar ise, o hastalıkları teşhis eden bilim adamları.” şeklinde ifade etmiştir.Sosyoloji sadece toplumu incelemez. O ayrıca toplumlarda meydana gelen olay örgülerini de kendisine konu edinen bir disiplindir. Dolayısıyla her toplumsal olay bir sosyolojik olgudur. Çünkü sosyoloji Baykan Sezer’in de ifade ettiği gibi, toplum ve toplum olaylarını irdeleyen bir bilimsel alandır.


Sosyologlara her alanda ihtiyaç vardır ve toplumdaki sorunları çözebilecek yetiye sahip kişiler de yine onlardır. Bir problem, ancak ve ancak ehline bırakılması halinde çözüme ulaşır. Dolayısıyla toplumda, sorunlarının çözümü için, kendi uzmanlarına yani sosyologlara bırakılmalıdır. Benimde böyle bir kısa yazı kaleme almamdaki amaç, elimden geldiğince sosyoloji ve sosyoloğun iç sesi olmanın yanı sıra başta toplumumuzda sosyolojiye dair henüz bir bilgi sahibi olmayan veyahut sosyolojiye ilişkin eksik veya yanlış tanımlamalarla zihin dünyalarında ön yargı oluşturan kişilere olmak üzere topluma sosyolojiyi anlatmak, onlara sosyolojiyi sevdirmek, bir toplumsal sorunun asla sosyologlar sahada olmadan çözümlenemeyeceğini yinelemek, sosyolojinin kalıp yargılardan, peşin hükümlerden kurtulmasına yardımcı olmak ve sosyolojinin toplumun kalbi olduğunu hatırlatmak olduğunu belirtmek isterim.Söylediğimiz gibi, toplum incelenmesi gereken bir nesnedir ve unutulmamalıdır ki toplum, sosyolojinin ta kendisidir.


Sosyoloji hakkında sayfalarca yazı yazılabilir, saatlerce bilim hakkında ayrıntılı anlatılar yapılabilir. Ama okuru fazla teorik olarak yormamak için yazımızı burada sonlandırmak istediğimizi belirtelim. Gelin başlığımızda ifade ettiğimiz gibi pasajımızın son cümlesinde de toplumbilimciler olarak bizden yabancılaşan, uzaklaşan topluma kendimizi hatırlatalım;

“Merhaba toplum; tanıştırayım, ben senin biliminim/bilimcinim...”

71 görüntüleme