Ziya Gökalp’i Milliyetçilik Teorileriyle Anlamak

Salih Canbaz Der Ki;

Ziya Gökalp’in Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması yolunda önemli bir fikir babası rolünü taşıdığını biliyoruz. Nitekim Atatürk’ün “Bedenimin babası Ali Rıza, heyecanlarımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tir” demesiyle cumhuriyetin kuruluşunda ne kadar önemli rol oynadığını hepimiz biliyoruz.

Bununla birlikte Türk Milliyetçiliği’nin de kurucusu olduğunu biliyoruz, ki zaten milliyetçiğin patlak verdiği, dahası ulus devletleri oluşturan temel ideolojinin milliyetçilik olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda Türk Milliyetçiliği’nin de kurucusu olmasına hiç şaşmamak gerek.

Ne var ki Türk Milliyetçiliği ifadesi sadece Türk milletinin veyahut ulusunun milliyetçiliğinin yapılması anlamına gelmiyor. Türk Milliyetçiliği kendi özgün yanları olan fakat her ne kadar özgün yanları olsa da bu konu hakkında geliştirilmiş olan milliyetçilik teorileri altında açıklayabileceğimiz bir milliyetçilik türü.

Öncelikle Ziya Gökalp Milliyetçiliği deyince akla ilk gelen kültür milliyetçiliği, etnisiteyi ön plana çıkarmayan milliyetçilik, dili önemseyen milliyetçilik gibi ifadeler gelir. Genel anlamdaki milliyetçilik teorilerine baktığımızda ise primordiyalist (ilkçi/özcü), modernist ve etno-sembolcü milliyetçilik türleri karşımıza çıkmaktadır. Ziya Gökalp Milliyetçiliği’nin nerede durduğunu anlamak içinse öncelikle Ziya Gökalp’in milliyetçiliğine, ardından da saydığım milliyetçilik türlerinde teferruatlı bir bakış atalım.

Ziya Gökalp’te Milliyetçiliğin Esasları

Ziya Gökalp’in Milliyetçiliği darken, aynı zamanda da Türkçülüğü kastetmiş oluyoruz. Günümüzde Türkçülük denince akla ilk gelen ırkçı bir Türkçülük olsa da, Gökalp’ta bunun böyle olmadığı açıktır.

“Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. O hâlde Türkçülüğün aslını anlamak için, ilk once millet adı verilen topluluğun neden olduğunu tespit etmek gerekir” (Gökalp, 2015, s. 20). Millet mefhumu konusunda çeşitli görüşler olduğunu belirten Gökalp bunları ırk esasına, kavim esasına, coğrafi yapı esasına, Osmanlı vatandaşlığı esasına, İslam birliği esasına ve ferdi bilinç esasına dayanan görüşler olarak sınıflandırır. (a.g.e., 21). Bununla birlikte Gökalp “O hâlde, millet nedir? Irka, kavme, coğrafyaya, siyasete ve iradeye ait kuvvetlere üstün gelerek, onlara hüküm sürecek başka ne gibi bir bağımız vardır?” (a.g.e.) diye sorar ve “Sosyoloji bilimi ispat ediyor ki, bu bağ eğitimde, kültürde, yâni duygularda birlik olmaktır” (a.g.e.) cevabını verir.

Gökalp milliyetçiliğin esaslarını bu şekilde ortaya koyarken ‘millet’ mefhumunun ne olduğu üzerinde durur. Dönemin positivist anlayışından etkilendiğini bildiğimiz Gökalp, August Comte’un 3 hal yasasını taklit edercesine tarihte toplumların 3 aşamadan geçtiğini ve bunların sırasıyla “cemia”, “camia” ve “cemiyet” olduğunu söylüyor. Bu bağlamda “İptidaî kavimler cemia hayatı yaşarlar... Camia, muhtelif kavim ve dinlere mensup cemiaların oluşturdukları bir heyet, bir tür halitadır. Bu anlamda, feodal beylikler, imparatorluklar ve hatta ümmetler bir camiadır. .. Bir cemiyette millet mefkûresinin açık bir biçimde kendini göstermesi millî vicdanın bu şekilde mefkûreye bürünmesi ile olur” (Günay, 2010, s. 25-26). Demek ki, Ziya Gökalp milliyetçiliğin şartı olan millet olmayı aynı zamanda muasırlaşmanın mecburi şartı olarak da görmektedir.

Milliyetçilik Teorileri

Yukarıda milliyetçilik teorilerinin primordialist, modernist ve etno-sembolcü olmak üzere üç ana başlık altında toplandığını belirtmiştik. Bu ayrımların daha iyi anlaşılabilmesi için primordiyalizmin etnisite konusunda ilkçi bir tavır takınıp etnisiteyi uzun çağlardan beri var olup değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmış bir olgu olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Modernistler ise primordiyalistlerin tam zıddı bir tutumla etnisitenin aslında icad edildiğini ileri sürmekteler. Son olarak etno-sembolcüler ise orta bir yol takip ederek bu iki görüşün yanlışlarını ayrıştırıp doğrularını uzlaştırma amacı gütmüştür.

“İlkçi yaklaşım için İngilizce primordialism karşılığı kullanılmakta. Bu kelime İngilizcede iki anlama geliyor. Bunlardan ilki ‘başlangıçtan beri var olan’, diğeriyse ‘ilk yaratılan ya da geliştirilen’” (Özkırımlı, 2017, s. 80). Buna göre bu akımın birinci anlamda kadim ikinci anlamda ise ilk olma manasına geldiğini görebiliyoruz. İşin daha bilimsel seviyesine indiğimizde ise “Primordialist etnisite kuramları iki ana gruba ayrılabilir. Bunlardan birincisi grupların kültür, gelenek, dil, din, tarih gibi ayırt edici özelliklerine birinci derecede önem veren kuramlar; ikincisi ise biyolojik-genetik özelliklere vurguda bulunan ve etnisiteyi, kıt kaynaklardan yararlanma yarışında avantaj sağlamakta kullanılan akraba seçiminin bir uzantısı olarak gören kuramlardır” (Öztoprak Sağır & Akıllı, 2004, s. 9).

Bunlara karşıt olarak geliştirilern Modernist Teoriler ise etnisitenin hep var olan bir olgu olmaktan öte dönüşmüş olan bir olgu olduğunu savunur. Özkırımlıya göre bu dönüşümler ‘ekonomik dönüşüm’, ‘siyasi dönüşüm’ ve ‘toplumsal-kültürel’ dönüşümdür (a.g.e., 2017, s. 103). Buna göre milliyetçiliğin bir nevi yapay olduğunun ifşa olmasını sağlayan modernist görüşte yıllardır sürmekte olan “Sanayi Devrimi’nden sonra devlet mi ulusu oluşturur, yoksa ulus mu devleti?” sorusuna “Devlet” cevabını verir.

Son olarak etno-sembolcülere geldiğimizde ise bunların modernist akımın etnisiteye karşı yoktan var etme iddiasına karşı çıkıp, primordiyalistler gibi etnisiteyi geçmişe dayandırsa da zaman içerisinde dönüşümler gerçekleştirebileceğini savunmaktadır. Daha net söylemek gerekirse etno-sembolcüler, primordiyalistlerin değişmezliğini, modernistlerin ise sonradan var olma düsturlarını reddederler. “Örneğin Conversi milliyetçilik kuramlarını değerlendirdiği makalesinde etno-sembolcülüğü, milletlerin yoktan var edilemeyeceğini, milli kimliklerin geçmişten kalan mitler, değerler ve sembollerin etkisi altında şekillendiklerini savunan, dolayısıyla ilkçilikle araçsalcılık arasındaki kutuplaşmayı aşmaya çalışan yaklaşım olarak tanımlar”(Conversi’den aktaran Özkırımlı, 2017, s. 203).

Sonuç

Ziya Gökalp’e döndüğümüz zaman o dönem dilde sadeciliğe gitmesi, eski Türk ahlak-töre-değerlerini diriltmeye çalışması, başka bir deyişle –ona göre- uzun yıllardır var olup, toprağın altına gömülmüş olan Türklüğü kazıyarak gün yüzüne çıkarmak istemesi bizlere primordiyalizmi andırıyor. Ancak, kendisinin etnik olarak Kürt olmasına rağmen bir Türk milliyetçisi olması veyahut etnik açıdan Türk olmayan unsurlardan da Türk yaratmaya çalışması onu modernistmiş gibi gösterebiliyor fakat “bugün “bir Türk milleti var mıdır? Yahut böyle bir millet yapılabilir mi?” suretinde bir istifham sedası (şüphe sesi) işittiğimiz zaman hayret etmeliyiz” (Gökalp, 2015b, s. 58) diyerek her iki akımı da reddetmişe benziyor, yani etno-sembolcülüğe kaçmış gibi gözüküyor.

Gökalp en son örnekte daha önce onu ilkçi veya modernist gibi gösteren görüşlerin eksiklerini sadece iki soru cümlesiyle ortaya çıkmış ve meşhur “Vatan ne Türkiye’dir Türk için ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!...” (Gökalp, 2015b, s. 64) dizeleriyle vatanın sadece etnik Türklerin olamayacağını, vatanın tarihsel şartlar içerisinde var olmuş milletin toprağı olabileceğini, bu tarihsel şartlar da etno-sembolcülerin şart koştuğu mitler, değerler ve sembolleri miras olarak bıraktığını ifade etmektedir. Netice itibariyle, anakronik bir yargı gibi olmayacaksa Ziya Gökalp’in rahatlıkla bir etno-sembolcü olduğunu söyleyebiliriz.

KAYNAKÇA

Gökalp, Z. (2015). Türkçülüğün Esasları. İstanbul : Bilgeoğuz Yayınları.

Gökalp, Z. (2015b). Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Günay, Ü., & Çelik, C. (2010). Türk Kimliğinin Yeniden İnşasında Ziya Gökalp. İstanbul: Kesit Yayınları.

Özkırımlı, U. (2017). Milliyetçilik Kuramları. Ankara: Doğu Batı Yayınları.

Öztoprak Sağır, M., & Akıllı, H. S. (2004, Mayıs). Etnisite Kuramları ve Eleştirisi. C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, 28(1), s. 1-22.